![]() |
-->: BİR DEMET ŞİİR
Yaklasinca ecel,insan garipligini hisseder.
Çikti mi son nefes,yan tarafa düser eller. Göz bebegin siser,gözler açik gider. Bir sey isitemezsin,isitme duygularindan Çekerler ruhunu,parmak uçlarindan. Dikilmis gözler,ruhun çikisini seyreyler. Ruh azar azar çekilir,dermanin kalmaz. Insanin isitmesi,ruh çikincaya kadar kaybolmaz Bakislar iki tarafa kayar,gözler açik gider. Ruhumuz bu eskiyen elbiseyi atar. Amelinle kendini atesten kurtar. Son bag koptugu zaman,gözler açik gider. Bilmis ol,her nefis ölümü tadacak . Ilâhi kitap da, tekrarlandi tekrarlanacak. Beden terler,ruh çikar,gözler açik gider. Bunlar hep gerçek,sen beyhude san. Ruhun çekilip,son bagin kopacagi zaman. Dilin tutulur,çenen düser,gözler açik gider. |
-->: BİR DEMET ŞİİR
Ters yönde ömrümün
diger yokusundayim, Ters yönde ömrün en ugursuz kiyilarinda Kim bilir hangi yagmurdan kalan Bir çig damlasiyim, Kurumus bir irmagin unutulmus yataginda... Önceden bir sihirdi o ! Yok oldu ! Bir isikti...geldi, gitti, söndü !.. Oysa, sana ebediyen esir gelmistim Gerilimden yüreginin hafifligini Özlemistim, Beyhude serinligini. Sinsice günesin özenle yaktigi Sakaklarinda sakladigi / yanik lekelerine özenmistim ! Yüzündeki simsicak kislari sevmistim Buharli camlarimda Nemli havasini kirik gülüslerinin Islak dudaklarinda... Bir sihirdi o...Yok oldu ! Bir isikti...geldi, gitti, söndü ! |
-->: BİR DEMET ŞİİR
sen bizim daglari bilmezsin be gülüm
hele boz dumanlar çekilsinde gör her haftasi bayram her günü dügün hele yaylalara çikilsinda gör bilemezsin ovalar nasildir bizde kagnilar yollarda yoncalar dizde saydiklarim damladegil denizde hele bir ekinler ekilsinde gör görmedin bizim mavi sulari karlar eriyince kirar yulari köpük olur beyaz sel olur sari hele tastan tasa dökülsünde gör sen bizim köyleri görmedinki hiç yollari çamur evleri kerpiç o kirli kabukta en temiz iç hele bir yakindan bakilsinda gör |
-->: BİR DEMET ŞİİR
DERDI KEDERI BAGRIMA BASIP GÖNLÜMDE
HER GÜN BINLERCE KERE DIRILIP ÖLDÜM DE DALINDA SARARAN BIR GÜL MISALI CANDAN SEVENIM OLMADI BENI ÖMRÜMCE BIR SEVENIM OLMADI BENI ÖMRÜMCE BIR GÜZEL SEVDIM ODA BENIM ÜSTÜMDE NE GEÇTI ELIME,KIRILIP KADERIME KÜSTÜMDE YÜCE DAGLARDA ERIYEN KARLAR MISALI CANDAN SEVENIM OLMADI ERIDIM MUM GIBIDE BIR SEVENIM OLMADI BENI ÖMRÜMCE VEREMEDIM!SEVGI GÜLLERI KALDI ELIMDE DERDIMI ANLATAMADIM TÜY BITTI DILIMDE ANA SEVGISINE MUHTAÇ BIR ÇOCUK MISALI VERMEDIN,SENDEN SEVGI DILENDIM DE BIR SEVENIM OLMADI BENI ÖMRÜMCE BU ASKIN BITECEGINI ÖNCEDEN SEZDIMDE GÖNÜLDEN SEVEN OLMADI DÜNYAYI GEZDIM DE TANRIDAN AF DILEYEN GÜNAHKAR BIR KUL MISALI ACIMADIN DIZ ÇÖKÜP ÖNÜNDE AF DILENDIM DE BIR SEVENIM OLMADI BENI ÖMRÜMCE SEVDIREMEDIM KENDIMI SANA SAGLIGIMDA ÜZÜLÜP AGLAMA SAKIN ÖLDÜGÜMDE GÜNESE,SUYA MUHTAÇ BIR GÜL MISALI ISIGIM OLURSUN DEDIM,BELKI GÖZÜMDE BIR SEVENIM OLMADI BENI ÖMRÜMCE SEVGININ YERI KALMADI BENIM GÖNLÜMDE KADER BIR GÜN OLSUN GÜLMEDI ÖMRÜMCE YAVRUSUNDAN KOPARTILMIS BIR CEYLAN MISALI ASK ATESI ILE YANIP YANIP SÖNDÜMDE BIR SEVENIM OLMADI BENI ÖMRÜMCE |
-->: BİR DEMET ŞİİR
Bir Garip Yolcu
Birkaç kisinin yardimiyla trene bindi. Tren oldukça kalabalikti. Kompartimanin bölmeleri dolu olmamasina ragmen, içerideki birkaç kisi tarafindan kilitlenmis; kapatilmisti. Binen her yolcunun gözleri kompartiman kapilarina kilitleniyor; bos oda ariyordu. Iki kompartimanin birlestigi gürültülü, soguk ve kalabalik olan ara yerde kalmasi olmazdi. Yanindakine utangaç, ezik bir sesle: -Kardes! Beni içeriye tasir misin? Dedi. Iri yapili adam, kollarina aldigi gibi kompartimanin koridoruna daldi. Birkaç odanin kapisini yokladi; kapilar duvar olmustu. Sinirli, titreyen bir sesle: ¬ -Adamlara bak! Odalar bos. Iki kisi girmis, kapiyi kilitlemis; sanki babasinin mali, dedi. Yapacak bir seyi yoktu. Çaresizlik içinde oraciga birakti. Yanina dikildi. Acima duygusunun verdigi burukluk yüzüne yansidi. Yüregi sizladi; vücudunu bastan sona kaplayan karincalanma hissetti. Tüyleri diken diken oldu. Gelip geçenlerin ayaklari altinda olmasi, kizginligini artirdi. Hisimla bir kez daha bakti oda kapilarina. Koridor hinca hinç dolu. Balik istifi gibi kalabaliktan yükselen ugultu kapladi boslugu. Gecenin islak sogugu açik olan pencerelerden içeri dalip yüzlere yapisti. Bir de sigara dumaninin verdigi sikinti... Bir süre geçti. Gece derinligine uzadi. Zamanla raylarin tikirtisi galebe çaldi koridora. Kompartimanin koridorunda oturan, saçlari yanlardan hafif kirarmis, kirk yaslarindaki bu adamin yanina çömelen birisi: -Abi! Sen yemek vagonuna git. Orada oturacak yer var, dedi. -Çok sevindi yürüyemeyen adam: -Çok iyi olur, dedi parlayan gözleriyle; yardim eder misin? -Elbette, diyerek kollarina aldi. Agir aksak ilerlediler. Yemek vagonuna ulastiklarinda, karsilarinda vagon görevlisi oldugu kiyafetinden anlasilan adamin gür sesiyle durdular: -Hop, hooop! Nereye hemserim! Diyerek, girmelerini istemez bir tavirla azarladi. -Çay içmek istiyoruz, diyen sesi çatallasti. Kendisinin dilenci yerine koyuldugunu görünce bir kez daha yikildi, içi burkuldu. Kabullenmis oldugu bu durumunu bir kez daha düsündü. Simsiyah gözlerinde hüzün firtinalari esti. Kirarmis sakallarinin çevreledigi yüzünü bikkinligin, yilginligin karsiligi olan bir ifade kapladi. Uçuruma yuvarlanan bir arabanin hurdaya dönmüs hali gibiydi; bîtap, yorgun ve halsiz… Azarlanmasina tahammül edemiyordu. Ayaklari üzerinde duramamasi onun suçu mu? Ya da bu durum suç mu ki, insanlar tarafindan horlanip hakir görülüyordu. Görevlinin simsekler çakan gözlerindeki asagilayici, hirçin ve seytani bakislarinin kontrolünde, iki kisinin bulundugu masaya karsilikli oturdular. Vagondaki diger insanlar da görevlinin bu hareketinden rahatsizlik duyduklarini davranislariyla ifade ediyor, tavir koyuyorlardi. Masadakilerle tanisti. Çaylar geldi. Yudumlarken konusup, kaynastilar. Kendisini buraya getiren kisi, adinin “Hüseyin” oldugunu söyledi. Kendinden; yaptigi isten bahsetti. Tesekkür ederek basladi, ayaklarini kullanamayan adam: -Adim Recep, dedi. Bana çok yardimci oldun. Tren de bir hayli kalabalik. Zor oldu benim için. Allah senden razi olsun. -Bir sey degil. Kim olsa aynisini yapardi. -Ben her gün ayni sikintilari yasiyorum. Yardim edenler var. Ama asagilayan, bizim gibileri fazlalik görenler de... Karanlik tünelde kalan birisinin, bir isik ararcasina gözleri daldi gitti. Çok az kullanabildigi elini hafifçe geri çekti. Agzindan su sözler döküldü: “Hayatin tozpembe gönlün hos gibi, Ahiret denince kalbin tas gibi. Kalkarsin kosarsin uçar kus gibi, Agirliklar biner dalina bir gün.” … |
-->: BİR DEMET ŞİİR
Masadakiler Recep’i daha dikkatli dinlemeye basladilar. Karsisindaki insanin agzi iyi laf yapiyor; her haliyle kültürlü birisi oldugu belli oluyordu.
Söyledigi sözler de bile içinde bulundugu durumdan sikinti duydugu belli oluyordu. Yürümeye olan özlemi açiga çikiyordu. Karsisinda oturan Hüseyin: -Özür dilerim. Kendinden bahsetmende bir sakinca yoksa, dinlemek isterim, dedi. -Sikilmazsan anlatirim. -Yok. Çok sevinirim. Hüseyin, Recep’in konusmalarindan çok etkilenmis, yan tarafta oturanlar da kulak kabartmisti. -Hayatim bir roman gibi, dedi. Derince birkaç nefes aldi. Yilgin gözleri, sahin çabukluguyla derinlere daldi: -Babamin on yil çocugu olmamis. Çok istemisler; yalvarmislar Allah’a. Sikinti çekmisler; üzülmüsler. Köyde çocugu olmamak bir baska zor. “Falanlarin çocugu olmadi”, demelerine çok içerlemisler. Bir gün, annem yolda yürürken, önünde yürüyen adamin: “Ey Allah'im! Bana bir çocuk nasip et. Eli ayagi olmasin. Kerim aganin çocugu var desinler”, diye sesli sesli dua ettigini duymus. Kendi kendine: -Sakat çocugu ne yapacak, diye mirildanmis. Neyse, uzatmayayim. Allah nasip etmis, pes pese üç erkek çocuklari olmus. Çok sevinmisler. “Artik sirtiniz yere gelmez”, sözleriyle gururlanmis; gelecek için ümitlenmisler. Için için sevinip, sikintili geçen yillarin acisini unutmaya çalismislar. Vagon görevlisinin sert bir ifadeyle: -Ne içersiniz? Sorusu konusmanin kesilmesine sebep oldu. Yan tarafta oturanlardan birinin çikismasi, görevlinin tavrini degistirdi. -Peki beyefendi, diyerek geri çekildi. Bu kaba davranisinin sebebi Recepti. Recep’i bir dilenci gibi algilamasiydi. Kapkara, iri gözlerini kocaman açarak: -Görüyorsunuz iste, dedi. Toplumun bir kesimi bizi hor görüyor. Adam yerine koymuyor. Sirtlarinda bir kamburmusuz gibi davraniyor. Bu, bizi oldukça üzüyor. Su anda, bu halimle “ben buyum”, diyorum. Kabullendim; Allah’tan gelen bir imtihandir, diye düsünüyorum. Benden daha kötülerinin olabilecegini biliyorum; halime sükrediyorum. Görevliye kizdigini gösterircesine, gözüyle isaret ederek: -Bu adamin kaza veya herhangi bir sebeple benim gibi, ya da benden daha kötü bir duruma gelmeyecegini kim garanti edebilir? O zaman bana yaptigi davranis, kendisine yapilirsa neler düsünür acaba? -Dogru, dedi yanda oturanlardan biri: -Bizim de basimiza gelebilir. Çok dogru söylüyorsun, diyerek biraz daha yakinlasti. Recep, kendisine gösterilen ilgiden mutlu oldugunu belli eden bir tavirla konusmasina devam etti: -Ilkokul çaglarinda baslamis hastaligim. Lise yillarinda birinin yardimiyla yürüyebiliyordum. Köydeki hayat zordu, iki karis toprak; tüm aile için yeterli degildi. “Okuyacagim”, dedim. Babam, yatili olarak okumami sagladi. Annem, “acaba sözlerimle Allah’a asi oldum da, basimiza bunlar geldi” diye üzülür; tövbe ederdi. Masadakiler soluksuzca dinlemeye devam etti: - Okul yillari zordu, çok zor. Her an birine ihtiyaç duyarak yasamak, üzüyordu. Sikintiya düsüp, çikmazlara girdigim oluyordu. Gençlik duygusu ile ilk zamanlarda kabullenemedim. Yolda yürürken sik sik düserdim. Düstügüm zaman, dünyam yikilirdi. Etrafima bakardim; görenler var mi diye. Yerden bir sey alirmis gibi yapardim. Baskalarinin bana acima duygusu ile bakmasina tahammül edemiyordum. Iç dünyamda kasirgalar esiyor; dinmez firtinalarla sakinlesmesi mümkün olmayan dalgalar, beni oradan oraya savuruyordu. Siir yazmaya basladim. Rahatlamanin yolu olarak düsündüm. Ilk siir kitabimi lise son siniftayken çikardim. Hüseyin, “ben anlamistim” der gibi bakti: -Siir kitabi ha! Belliydi zaten. Hâlâ yaziyor musunuz? -Sonra iki tane daha kitap çikardim. -Zor olmuyor mu? - Zor, ama bir seyler yapmak zorundayim. - Allah kolaylik versin. Recep, hikâyesine devam etti: -Okul bitti; görev aldim. Evlenme zamanim gelmisti. Durumum iyiye gitmiyordu. Daha da ilerlemesinden korkuyordum. Birisinin de benim yüzümden magdur olmasini istemedim. Evlenmek için özürlü birisini aradim… Evlenince, çocuklarimin da özürlü olmasindan korktum. Allah’a sükür hepsi saglikli oldu. Karsima çok merhametli insanlar çikti. Hep yardimci oldular. Allah’a olan güvenim tamdi. Tevekkül edeni, Allah çikmaz sokakta birakmaz, diyerek önündeki çaydan bir yudum daha çekti ve konusmasini sürdürdü: -Sonra da, malûlen emekli oldum. Küçük bir dükkânim var. Bütün zorluga ragmen çalisiyorum. Birilerinin yardimiyla dükkânimi düzenliyorum. Kendi isimi kendim yapmaya çalisiyorum. Allah’a sükür geçinip gidiyorum. Halkin özürlüye bakis açisini degismesi gerektigine inaniyorum. Recep oturdugu yerden hafifçe öne dogru yaslandi. Örme takkesini zor hareket eden eliyle sivazlar gibi yapti. Gözündeki derinlikte sevgi dalgaciklari olustu; karsisindakilerin gönlüne ulasti. Dalgali denizden sag olarak kiyiya çikmanin verdigi sükûnetle: “Recep der, derdimin iste özeti: Zehirlerde ariyorum lezzeti. Toprak su vermedi, hava azotu. Tomurcugum açamadi o yüzden.” Dörtlügünü söyledi. Konusmalariyla dinleyenleri mest etmisti. Konusmasina devam etmesini istercesine baktilar masadakiler. Recep, vaktin geç oldugunun farkindaydi. Insanlarin sikilmalarina sebep olmamak için: -Vakit bir hayli ilerledi, dedi. Kalkmaya hazirlananlar Recep’e: -Görevli seni zorlarsa sakin kalkma! Diyerek tembihlediler. Iyi dileklerle oradan ayrilip kompartimanlarina gittiler. Recep, orada kalip sonuna kadar direnmeye niyetliydi. Görevli kisa araliklarla gelip: -Ne içersin? Diye rahatsiz ediyor, sinsice siritiyordu. Vagonda hâlâ oturanlar olmasin ragmen, her defasinda Recep’in yanina, yali kazigi gibi dikilip: -Burayi terk et. Yorgunum; uyuyacagim, diyordu. Recep’in sabir sinirini zorladi. Sonunda dayanamadi ve sert bir ifadeyle bagirdi: -Benimle niye ugrasiyorsun? Sana bir zararim var mi? Suçum, özürlü olmak mi? Görevlinin bocalamasi kisa sürdü. Kendisini toparladi agzini bile açmadan, geri döndü. Giderken, arkasindan Recep’in sözleri yetisti: -Herkesi çikarincaya kadar, ben de buradayim. Recep, yufka yüreginde bir kipirti hissetti; pismanlik duygusu sarmaladi düsüncesini. “Yanlis mi yaptim? Bagirmasam iyi olurdu”, fikri ön plana çikti. Kendisini dilenci yerine koyup, azarlayan, asagilayan birisine bile, dedigi hakli sözlerinden pismanlik duyarak, üzülmesine sebep olmaktan korkacak kadar, insan sevgisiyle dolu olan Recep, zorunlu olarak içmekte oldugu çayi bitirdi. Bu arada vagonda oturanlardan birkaç kisi daha kalkmisti. Yanindan geçenlerin birisinden yardim istedi. -Affedersiniz! Bana yardim edebilir misiniz? Vagondan çikmak istiyorum. - Elbette, dedi sevecen bir tavirla kendinden yardim istenen kisi. Adam, Recep’i kucaklayip; iki vagonun birlestigi yer olan araliga birakti. Recep, kendisi için burayi daha uygun bulmustu. Vagonlarin koridorlari çok kalabalik; igne atsan yere düsmeyecek sekilde tiklim tiklimdi. Asiri gürültülü olsa da, gecenin ayazi boslukta cirit atsa da burasi daha rahatti. Ceketinin yakasini boynuna sardi. Bagdas kurarak oturmus oldugu yerde, yikaninca çekilen çamasirlar gibi büzüldü. Gecenin karanliginda, ayazin verdigi ürperti, kulaklarinda raylardan yükselen gürültü, düsüncesinde özürlülere yapilan kötü davranislarin özetiyle daldi gitti. Titreyen dudaklarindan dökülen sözleriyle teselli buldu: Dert etme olani, eyleme tasa, Suç mudur eldeki o iki asa. Böyle emreylemis ilahi yasa, Kaderi rüzgara saliver gitsin. Kösedeki kedi, kapidaki tazi, Görürsün hepsi kul, kadere razi. Insanlar kirarsa, küsersen bazi, Ruhunla bas basa kaliver gitsin. Insan bu, hayirla serden yogrulmus, Kimi hep sürünür, kimi dogrulmus. O böyle düsünür, böyle kurulmus. Sen bundan bir ibret aliver gitsin. … |
-->: BİR DEMET ŞİİR
Genç kadin, bebegin güzelligi karsisinda
büyülenmis gibiydi. Kivircik sari saçlari, iri mavi gözleri, kalkik bir burun ve küçük kirmizi dudaklariyla bir kartpostali andiran bebek, kadinin simdiye kadar gördügü en cana yakin kiz çocuguydu. Onun ipek yanaklarini doya doya öpmek ve cennet kokusunu içine çekmek için egildiginde : "Dokunma bana ..." diye bir ses duydu. "Beni oksamaya hakkin yok senin..." Kadin korkuyla irkilip etrafina bakindi. Bebekle kendisinden baska içerde kimse yoktu. Ayni sesi tekrar duydugunda bebege döndü. Aman Allahim!.. Yeni dogmus gibi görünmesine ragmen konusan oydu. "Bana yaklasmani istemiyorum" diye devam etti. "Hemen uzaklas benden..." Kadin, biraz olsun kendini toplayarak : "Çocuklarimiz hep erkek oluyor" dedi. "Onlar da güzel ama kiz çocuklari baska. Bu yüzden seni öpmek istedim." "Beni öpemezsin" diye aglamaya basladi bebek. "Benim de seni öpemeyecegim gibi..." "Neden ?" diye sordu kadin."Neden öpemezsin ki ?" Bebek, hiçkiriklara bogulurken : "Bunun sebebini bilmen gerekir" dedi. "Düsünürsen mutlaka bulacaksin..." Kadin, neler olup bittigini hatirlamak üzereyken kendine geldi. Özel bir hastanenin en lüks odasinda yatiyor ve narkozun tesirinden midesi bulaniyordu. Aile dostlari olan taninmis doktor, odayi dolduran çiçeklerden bir tanesini vazodan çikartip kadina uzatirken : "Geçmis olsun hanimefendi" dedi. "Basarili bir kürtajdi dogrusu. Ha..! Sahi, "kiz"mis aldirdiginiz bebek." |
-->: BİR DEMET ŞİİR
AYNAROS KİLİSESİ'NE KADIN ELİ DEĞMİYOR
Yunanistan'ın üç önemli yarımadasından biri sayılan Aynaros'ta, yüzyıllardır ilginç bir gelenek sürdürülüyor. Ortodoks kilisesinin kontrolünde bulunan adaya giren kadınlar hapse atılıyor, dişi hayvanlar öldürülüyor Avrupa'nın göbeğinde kadın-erkek eşitliğini kabul etmeyen Aynaros (Athos Dağı) yarımadasına bin yıldır kadınlar ve dişi hayvanlar alınmıyor. Yarımadada keşişlerden başka kimse yaşamıyor. Fransız haber ajansı AFP, Ayranos'daki yaşama şartlarının ve imtiyazlarının 1050 yılında Kostantinos Monomakhos'un imparatorluk fermanlarının belirlediğini açıkladı. "Kutsal Dağ" olarak da adlandırılan bu bölgeye kadınlar girdiğinde iki ay ile bir yıl kadar burada bulunan hapishanede hapsediliyor. Bölgeye giren dişi hayvanlar ise öldürülüyor. Halkidikya'nın Ege'deki üç yarımadasından en doğuda olan Aynaros'a AB her yıl milyonlarca dolar yardımda bulunuyor. Avrupa Parlamentosu 2003 yılının başında Yunanistanlı kadın milletvekili Anna Karamanou'nun da desteğiyle Aynaroz'a kadınların girmesini talep edince ortalık karışmıştı. Kısmi bir destek bulsa da PASOK milletvekili Karamanou, ülkesinde çok büyük bir öfke ile karşılandı. Kadın hakları derneklerinin iddialarına cevap veren Papa Nikodiomus, "1200 yıldır Athos Dağı'nda bu gelenek devam etmekte. Kimse bu geleneği değiştiremez. Kadınlar istiyorlarsa kendileri de böyle bir yapıp yaşasınlar" dedi. · ATİNA Olmadık zamanlarda olmadık şeyler hatırlar ya insan, bu haber de bana barbarlıkla suçlamak ve helen olmanın üstünlüğünü çağrıştırdı her nedense :)) |
-->: BİR DEMET ŞİİR
ANNEME MEKTUP
Ben bu gurbete ile düştüm düşeli, Her gün biraz daha süzülmekteyim. Her gece, içinde mermer döşeli, Bir soğuk yatakta büzülmekteyim. Böylece bir lâhza kaldığım zaman, Geceyi koynuma aldığım zaman, Gözlerim kapanıp daldığım zaman, Yeniden yollara düzülmekteyim. Son günüm yaklaştı görünesiye, Kalmadı bir adım yol ileriye |
-->: BİR DEMET ŞİİR
Benim Babam
Bu adam benim babam Sekiz köse kasketiyle Omuzunda sekosuyla hey! Cebinde yok parasi Bafra'dir cigarasi Yüregindedir yarasi Alti çocuk büyütmüs Bir isçi maasiyla Bu adam benim babam hey! Aglama benim babam Aglama naçar babam Kara gün geçer babam hey! Bir kapiyi kapayan Gene açar babam Aglama benim babam hey! Aglama mazlum babam Aglama naçar babam Kara gün geçer babam hey! Bir kapiyi kapayan Gene açar babam Allah büyük babam hey! Bu adam benim babam Derdi daglardan büyük Çaresiz (biçare) , beli bükük hey! Bir gün olsun gülmemis Rahat nedir bilmemis Gözyasini silmemis Bir lokma ekmek için Kimseye egilmemis Bu adam benim babam hey! Benim babam mert adamdi Mangal gibi yüregi Yufka gibi kalbi vardi Hayatim boyunca o'na özendim Fedakardi Bir dikili agaci olmadi belki Ama kendisi Onuruyla yasayan koskoca bir çinardi Üstümdeki kol kanat Sirtimi yasladigim dag gibiydi Ben babamin ogluyum Tepeden tirnaga Anadolu'yum... . Fatih Kisaparmak Bu şiiri sevmişimdir daha ilk okuyunca. Benim babam içmese de sigara, başında kasketi, omuzunda sekkosu olmasa da. Benim babam da Anadolu idi. Lapa lapa yağan karlarda, araba bulunmasa da, hasta komşusunu alıp arkasına götüren di hastaneye. Hiç de mühimsemeden, bir bardak su vermişcesine tabii olarak. Hastalandı, geçirdiği felçten zor yürüdü ama yüksünmedi hiç. Dünyada bu kadar dert olur diyerek. Ölüm de, yaşlılık ta çok tabii idi nazarında. Yaşın kemale ermesini güzellik değilde saklanacak bir husus gibi düşünenleri, ölümü ağıza alınmaması gereken nahoş bir konu gibi görenleri hiç anlayamadı Kızı ol |
| WEZ Format +2. Şuan Saat: 13:50. |
Powered by: vBulletin. Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
Copyright © 2005