![]() |
GÜL YAPRAĞI
Uzakdoğu'da bir budist tapınağı bilgeliğin gizlerini aramak için gelenleri kabul ediyordu. Burada geçerli olan incelik; anlatmak istediklerini konuşmadan açıklayabilmekti. Birgün tapınağın kapısına bir yabancı geldi. Yabancı kapıda öylece durdu ve bekledi. Burada sezgisel buluşmaya inanılıyordu, o yüzden kapıda herhangi bir tokmak veya çan, zil yoktu. Bir süre sonra kapı açıldı. İçerideki budist rahip kapıda duran yabancıya baktı. Bir selamlaşmadan sonra sözsüz konuşmaları başladı. Gelen yabancı, tapınağa girmek ve burada kalmak istiyordu. Budist bir süre kayboldu. Sonra elinde ağzına kadar suyla dolu bir kapla döndü ve bu kabı yabancıya uzattı. Bu, yeni bir arayıcıyı kabul edemeyecek kadar doluyuz demekti. Yabancı tapınağın bahçesine döndü. Aldığı bir gül yaprağını kabın içindeki suyun üstüne bıraktı. Gül yaprağı suyun üstünde yüzüyordu ve su taşmamıştı. İçerideki budist rahip saygıyla eğildi ve kapıyı açarak yabancıyı içeriye aldı. Suyu taşırmayan bir gül yaprağına her zaman yer vardı. |
Bravo Akıncılar kardeşim,..bir hikayede benden;
2 Nci dünya savaşı,Alman nazileri Polonya'da bir direnişci köye saldırır.Herkesi meydana toplayarak kurşuna dizerler,çocuk,yaşlı,kadın ve genç ayrımı yapmazlar.Yalnız köyde yaşayan bir direnişçiyi ellerinden kaçırırlar.Nazi birliğinin komutanı askerlere emir vererek,kaçan kişinin sağ olarak yakalanmasını emreder.Askerler ormanda zorlanarak da olsa sonunda direnişciyi yakalayıp,komutanlarının önüne getirirler ve aralarında şöyle bir diyalog geçer; Nazi subayı : ''Bizi epey uğraştırdın,seni birazdan zevkle kurşuna dizdireceğim.'' Direnişci : ''Sizler insanlık düşmanısınız,başka bir şey beklemiyorum.'' Nazi subayı : ''yaa öylemi,sana bir soru soracağım,bilirsen serbest kalacaksın.Benim gözlerimden birisi takma,yani camgöz. Hangisi cam,hangisi gerçek gözüm? Direnişci bir süre baktıktan sonra tereddüt etmeden der ki; ''Sol gözünüz cam olan'' Nazi subayı : ''Hayret !! bugüne kadar hiç kimse bilememişti,sen nasıl bildin''? Direnişçi : ''Cam olan sol gözünüz daha insancıl bakıyor da '' !!! ...ARSLANLARIN GERÇEK TARİHLERİ YAZILANA DEK, AVCILIK ÖYKÜLERİ AVCILARI SÜREKLİ YÜCELTECEKTİR... |
BİR AŞK HİKAYESİ
Daha henüz 18 yaşındaydı, ama hayatının sonundaydı. Tedavisi mümkün olmayan ölümcül bir kansere yakalanmış, dert içinde eve kapanmıştı. Sokağa çıkmıyordu. Annesi... Bir de kendisi... O kadardı bütün hayati... Bir gün fena halde bunaldı, dayanamadı, attı kendini sokağa. Bir yığın vitrinin önünden geçti. Tam bir CD satan dükkânı da geride bırakmıştı ki, bir an durdu. Geri döndü, kapıdan içeri, gözüne hayal meyal takılan genç kıza bir daha baktı. Kendi yaşlarında harika bir genç kızdı tezgahtar. Hani ilk bakışta aşk derler ya, öyle takılıp kalmıştı iste... İçeri girdi. Kız gülümseyerek koştu ona... "Size nasıl yardim edebilirim" diye... Nasıl bir gülümsemeydi o... Hemen oracıkta sarılıp öpmek istedi kızı. Kekeledi, geveledi, sonra "Evet" diyebildi. Rast gele bir plağı işaret ederek... "Evet. Su CD’ yi bana sarar misiniz?" Kız CD’ yi aldı, içeri gitti. Az sonra paket edilmiş geri geldi. Aldı paketi, çıktı dükkandan, evine döndü, açmadan dolabına attı. Ertesi sabah gene gitti ayni dükkana. Gene bir CD gösterdi kıza, sardırdı, aldı eve getirdi, attı paketi dolaba, gene açmadan... Günler hep alınıp sardırılan CD' leble geçti. Kıza açılmaya bir türlü cesaret edemiyordu. Annesine açıldı sonunda... Annesi "Git konuş oğlum, ne var bunda" dedi. Ertesi sabah bütün cesaretini topladı. Erkenden dükkana gitti. Bir CD seçti. Kız gülerek aldı plağı. Arkaya gitti, paketlemeye. Kız içerdeyken bir kağıda "Sizinle bir gece çakabilir miyiz" diye yazdı, altına telefon numarasını ekledi, notu kasanın yanana koydu gizlice. Sonra paketini alıp kaçtı gene dükkandan... İki gün sonra evin telefonu çaldı. Anne açtı telefonu. CD dükkânındaki tezgahtar kızdı arayan... Delikanlıyı istedi. Notunu yeni bulmuştu da. Anne ağlıyordu. "Duymadınız mı? dedi. "Dün kaybettik olgumu." Cenazeden birkaç gün sonra, anne oğlunun odasına girebildi sonunda .. Ortalığa çeki düzen vermeliydi. Dolabı açtı. Oraya atılmış bir yığın açılmamış paket gördü. Paketleri aldı, oğlunun yatağına oturdu ve bir tanesini açtı. İçinde bir CD vardı, bir de minik not .. "Merhaba. Sizi öyle tatlı buldum ki. Daha yakından tanımak istiyorum. Bir aksam birlikte çıkalım mı. Sevgiler. Jacelyn!." Anne bir paketi daha açtı. Onda da bir CD ve bir not vardı. "Siz gerçekten çok tatlı birisiniz, hadi beni bu gece davet edin, artık. Sevgiler. Jacelyn!" Unutmayın. Düşündüğünüz şeyi mutlak söyleyin. Birini seviyorsanız, söyleyin ona. İçinizdekini söylemekten korkmayın. Birisi hakkında ne hissediyorsanız söyleyin ona. Ve hemen söyleyin. Hemen! Çünkü, doğru zamanı bekler ve "İşte simdi tam zamanı" derseniz, bir bakarsınız çok geç olmuş. Gününüze sahip olun ki, pişmanlıklar yaşamayasınız. Hepsinden önemlisi, dostlarınıza, sevdiklerinize, ailenize hep yakın olun. Çünkü bugünkü insan olmanızı onlar sağladı, sizi onlar şekillendirdiler. "Seni seviyorum" demekten sakin, ama sakin çekinmeyin, utanmayın, korkmayın!. Yasamı yaşanmaya değer yapan şey sevgidir... |
ANNELER
- Doğacak çocuk doğumdan bir gün önce Allah ile görüşür. Bebek: - Allah’ım dünyaya gideceğim ve orada ne yapacağımı bilmiyorum. - Ben senin için bir melek yarattım ve o seninle ilgilenecek. - Allah’ım onların dilini bilmiyorum. Onlarla nasıl anlaşacağım. Nasıl iletişim kuracağım? - Senin için yarattığım melek, o sana sabırla onların dilini öğretecektir. - Allah’ım dünyada duyduğum kadarıyla çok kötülükler varmış. Onlarla nasıl basa çıkacağım bilemiyorum. - Senin için yarattığım melek, seni cani pahasına kötülüklerden koruyacaktır. Merak etme. - Allah’ım sana tekrar nasıl döneceğim? - Senin için yarattığım melek, bana nasıl döneceğini sana anlatacaktır. - Derken Melekler gelir ve dünyaya gitme zamanının geldiğini söylerler ve çocuğu Allah’ın huzurundan götürürlerken bebek tekrar sorar. - Allah’ım benim için yarattığın meleğin adi ne? - Adinin önemi yok ama sen ona ANNE diyeceksin |
[quote=turgutkizgir]ANNELER
- Doğacak çocuk doğumdan bir gün önce Allah ile görüşür. Bebek: - Allah’ım dünyaya gideceğim ve orada ne yapacağımı bilmiyorum. - Ben senin için bir melek yarattım ve o seninle ilgilenecek. - Allah’ım onların dilini bilmiyorum. Onlarla nasıl anlaşacağım. Nasıl iletişim kuracağım? - Senin için yarattığım melek, o sana sabırla onların dilini öğretecektir. - Allah’ım dünyada duyduğum kadarıyla çok kötülükler varmış. Onlarla nasıl basa çıkacağım bilemiyorum. - Senin için yarattığım melek, seni cani pahasına kötülüklerden koruyacaktır. Merak etme. - Allah’ım sana tekrar nasıl döneceğim? - Senin için yarattığım melek, bana nasıl döneceğini sana anlatacaktır. - Derken Melekler gelir ve dünyaya gitme zamanının geldiğini söylerler ve çocuğu Allah’ın huzurundan götürürlerken bebek tekrar sorar. - Allah’ım benim için yarattığın meleğin adi ne? - Adinin önemi yok ama sen ona ANNE diyeceksin[/quote] Cok begendim. yav Gardas nerden buldun bu güzel yaziyi Tüylerim diken diken oldu vallaha |
divrigi sivas ın pılot takımı olabılır mi?
|
bu guzel yazilar icin herkese tesekkur ederim ellerinize saglik saygilar sevgiler hollandadan
|
[quote=turgutkizgir]ANNELER
- Doğacak çocuk doğumdan bir gün önce Allah ile görüşür. Bebek: - Allah’ım dünyaya gideceğim ve orada ne yapacağımı bilmiyorum. - Ben senin için bir melek yarattım ve o seninle ilgilenecek. - Allah’ım onların dilini bilmiyorum. Onlarla nasıl anlaşacağım. Nasıl iletişim kuracağım? - Senin için yarattığım melek, o sana sabırla onların dilini öğretecektir. - Allah’ım dünyada duyduğum kadarıyla çok kötülükler varmış. Onlarla nasıl basa çıkacağım bilemiyorum. - Senin için yarattığım melek, seni cani pahasına kötülüklerden koruyacaktır. Merak etme. - Allah’ım sana tekrar nasıl döneceğim? - Senin için yarattığım melek, bana nasıl döneceğini sana anlatacaktır. - Derken Melekler gelir ve dünyaya gitme zamanının geldiğini söylerler ve çocuğu Allah’ın huzurundan götürürlerken bebek tekrar sorar. - Allah’ım benim için yarattığın meleğin adi ne? - Adinin önemi yok ama sen ona ANNE diyeceksin[/quote] eline sağlık gardas ibretlik bir yazı analara başımızın tacıdır... yazılarının devamını beklerim. |
6kasım2002??
Çim sahaya çıkmanın 6-0 fark atmanın Taraftarı ağlatmanın Günahı varmıdır hocam Kırmızı forma giyiyorsa İstereyek geliyorsa 6 tane de yiyorsa Günahı yoktur oğul Burayı çok sevdiyse Yine isterim dediyse Kendi rızasıyla yediyse Günahı varmıdır hocam Öylece bakıyorsa Şutları dışarı atıyorsa Altıya razı oluyorsa Günahı yoktur oğul Topu ağlara gömmenin Fileleri delmenin Topu eline vermenin Günahı varmıdır Hocam Fatih Terim başındaysa 98 yaşındaysa Daha yolun başındaysa Günahı Yoktur oğul 6 Tane atmanın Yarı sahada yatmanın İönerdirip baktırmanın Günahı varmıdır Hocam Taktiğini kavradıysa İleri geri oynadıysa Hala ders almadıysa Günahı yoktur oğul |
[quote=akincilar]6kasım2002??
Çim sahaya çıkmanın 6-0 fark atmanın Taraftarı ağlatmanın Günahı varmıdır hocam Kırmızı forma giyiyorsa İstereyek geliyorsa 6 tane de yiyorsa Günahı yoktur oğul Burayı çok sevdiyse Yine isterim dediyse Kendi rızasıyla yediyse Günahı varmıdır hocam Öylece bakıyorsa Şutları dışarı atıyorsa Altıya razı oluyorsa Günahı yoktur oğul Topu ağlara gömmenin Fileleri delmenin Topu eline vermenin Günahı varmıdır Hocam Fatih Terim başındaysa 98 yaşındaysa Daha yolun başındaysa Günahı Yoktur oğul 6 Tane atmanın Yarı sahada yatmanın İönerdirip baktırmanın Günahı varmıdır Hocam Taktiğini kavradıysa İleri geri oynadıysa Hala ders almadıysa Günahı yoktur oğul[/quote] :D ne şiir ama |
Geçmiş zaman olur ki
Kalamış’tan, Fenerbahçe’ye giderken yolun tam ortasında bir sakız ağacı vardır. Bu, tramvay yolunun bittiği yerdir. Yolun sağ tarafında, Belvü Gazinosu, sol tarafında da Münir Nurettin‘in kulübü vardı. Belvü bizim kuşağın en çok ilgilendiği müzikli gazinodur. Aşağı yukarı buraya F.Bahçe’nin ve Türk futbolunun tanıdığı, sevdiği futbolcular ve onların arkadaşları gelirlerdi. Buralarda da sık sık Küçük Fikret (Kırcan), Kova Osman yine onun ekürisi Kavanoz Turgut, Arap İsmail, Tahta Bacak Mustafa yine Fenerbahçeli futbolculardan sağiç; Ayva Erol, Küçük Halil, Benzinci Kemal ve Hilmi kardeşler daha sayamayacağım kadar futbolcular ve gençler. Özellikle Fenerbahçe Galatasaray maçlarından sonra burası müzikholden adeta tiyatro sahnesine dönerdi.sahneye Galatsaray’lı kaleci Osman’ı temsil eden kova sembol olarak çıkartılır, sahnede çeşitli espriler yapılır, herkes kahkahalarla gülerdi, eğlenirdi. Münir Nurettin’in kulübü ise her gece onu sevenler ile dolup taşardı. Güftesi Behçet Kemal’in olan meşhur kalmış şarkısı ve Yahya Kemal’in “aheste çek kürekleri mehtap uyanmasın" şarkısı, Fenerbahçe koyunu daha da romantik hale getirirdi. Belvü’nün önü, mehtaplı gecelerde sandallarla dolardı. Bir taraftan mehtabın suda yaptığı yakamozlar, bir taraftan Münir Nurettin’in kadife yumuşaklığındaki sesi, insanları adeta kendinden geçirirdi." |
Ben beni bildim bileli ne ben beni buldu kendimde Ne de kendim beni buldu bende...
|
SEN HAYATIMIN KUTUP YILDIZI OLDUN. NEREYE GIDERSEM GIDEYIM ISIGININ ALDTINDA SEVGINLE UYUDUM. DOGRU YOLU BULDUM.SENI SEVIYORUM ANNE.
SEN VARKEN BEN YOKTUM.SEN ACKEN BEN TOKTUM.SIMDI DE SONRA DA BASIMIN TACI ANNEM.SENI HEP SEVECEGIM BEN OLENE DEGIN.CANIM ANNEME......... |
Musa Aleyhisselam bir gün:
"Ya Rabbı, Cennet'te benim komşum kim olacak, bana bildir de gidip onunla görüşeyim," dedi. Musa Aleyhisselama şöyle vahiy geldi. "Falan beldeye git! Orada·çarşının başında bir kasap dükkanı var.O dükkanın sahibi olan kasabı gör! O veli bir kulumdur. Yalnız bilesin ki, onun çok önemli bir işi vardır. Çağırırsan gelmez. İşte o senin cennetteki komşundur." Musa Aleyhisselam hemen bildirilen yere gitti. Kasabı buldu ve ona: "Ben sana misafir geldim", dedi. Kasap Musa Aleyhisselami tanımıyordu. Ona "Hoş geldin" deyip bir kenara oturttu. Dükkandaki işi bitince de Alıp evine götürdü. Evinin baş kösesine oturtup çok ikramda bulundu. Musa Aleyhisselam, ev sahibini dikkatle takip ediyordu. Ev sahibi kasabın ocakta çömlek içinde, et pişirdiğini gördü. Et pişince çömlekteki eti küçük küçük parçalara ayırdı. Bunları bir tabağa koyup, bir kenara bırakti Sonra bir et parçası daha çıkartıp, onu da misafiri Musa Aleyhisselam'a ikram ederek dedi ki: "Benim önemli bir işim var. Sen beni bekleme yemeğini ye"! Sonra da yanından ayrıldı. Önemli bir isim var deyince, Musa Aleyhisselam, önemli işi nedir diye merak etti ve gizlice kasabı takip etti. Kasap Musa Aleyhisselam'in yanından ayrıldıktan sonra, yandaki odaya geçti. Duvarda asılı duran büyük bir zembili indirdi. Zembilde çok ihtiyar, mecalsız bir kadın vardı. Kadına küçük küçük parçaladığı etleri yedirdi. Karnını güzelce doyurduktan sonra, altındaki kirlenmiş bezleri aldı yerine temizlerini koydu. Sonra kirli bezleri yıkayıp astıktan sonra ellerini yıkayıp Musa Aleyhisselam'in yanına geldi, Daha yemeğe başlamadığını gören kasap sordu. "Niçin yemeğe başlamadınız"? Musa Aleyhisselam "Sen bana zembildeki sırrı söylemedikçe birlokma bile yemem". Dedi. "Mademki merak ettin anlatayım": Ey misafir, bu zembildeki benim yaşlı annemdir. Çok yaşlı olduğu için takatten düstü. Evde bakacak başka kimsem de yok. Evleneceğim, fakat hanımım annemi incitir, onu üzer diye evlenemiyorum. İşe gittiğimde herhangi bir hayvanın kendisine zarar vermemesi için onu gördügün gibi bir zembile koydum. Her gün gelip iki ögün yemek yediriyorum.Diğer hizmetlerini de görüp gönül rahatlığıyla işime gidiyorum. Bunun üzerine Musa Aleyhisselam dedi ki: "Ancak anlamadığım bir şey daha var. Sen annene yemek yedirip şu içirdikten sonra, dudaklarını kıpırdatıp birşeyler söyledi, sen de AMIN dedin. Annen ne söyledi ki amin dedin? " Annem, her hizmet edişimde "Allah seni Cennette Musa Aleyhisselam"a komşu eylesin diye dua eder. Ben , hiç ihtimal vermediğim halde, bu güzel duaya amin derim. Ben kimim ki, O büyük Peygamberle komşuluk edebileyim. Onunla komşuluk edebilecek ne amelim var ki? O zamana kadar kim olduğunu saklayan Musa Aleyhisselam, buyurdu ki: "Ey Allahın sevgili kulu, ben Musa'yım. Beni sana Allah-u Tealâ gönderdi. Annenin rızasını kazandığın için Cennet-ı Â'lâyi ve orada bana Komşu olmayı kazandın". Kasap hemen kalkıp Musa Aleyhisselamın elini öptü ve sevinç içinde yemeğini yedi. “ Allah-u Tealâ sizleri "ANNE” şefkatinden mahrum etmesin ve “ ANNE “ bedduasından uzak kılsın. " BENDE ANNELER İÇİN BİSEY YAZMAK İSTEDİM!!! :) |
Bir zamanlar mükemmel bir adam ve mükemmel bir
kadın karşılaşırlar. Mükemmel bir arkadaşlıktan sonra mükemmel bir evlilik yaparlar.Tabii ki beraber geçirdikleri hayat mükemmeldir.Karlı ve fırtınalı bir Yılbaşı gecesi bu mükemmel çift mükemmel arabalarıyla (bir Grand Caravan) virajli bir yolda ilerlerken yolun kenarında zor durumda olan bir kişi farkettiler.Tabiki mükemmel bir çift olduklarından yardım için durdular.Bir anda bu kişinin elinde oyuncak torbası dolu olan Noel Baba olduğunu gördüler. Yılbaşı akşaı Noel Babayı bekleyen çocukları hayal kırıklığına ugratmamak için , Noel Baba yı oyuncakları yükleyerek yola koyuldular. Hava şartlarının çok kötü olmasından dolayı Noel Baba ve Mükemmel çift kaza geçirdiler.İçlerinden biri kurtuldu. Kurtulan kimdi? Mükemmel kadın. Çünkü dünyanın oluşumundan beri tek mükemmel olan şey oydu. Herkes bilir ki ne Noel Baba diye birisi ne de Mükemmel erkek yoktur. Bayanlar için e-mail burada bitmiştir; erkekler okumaya devam edebilir. Buradan anlaşılıyor ki Noel baba ve mükemmel erkek diye birşey olmadığı için arabayı kullanan mükemmel kadındı. Bu da niye kaza olduğunu çok açık anlatıyor. Bu arada eğer siz bir bayansanız ve hala okumaya devam ediyorsanız bu da bir konuyu daha açığa çıkarır : Bayanlar hiç söz dinlemezler :lol: :lol: :lol: |
Cennet;
Bir Amerikalı'nın maaşına Bir İngiliz'in evine Bir Çin yemeğine Bir Alman'ın arabasına ve Bir Türk hanıma sahip olmaktır. Cehenem ise; Bir Amerikan arabasına Bir İngiliz hanıma Bir Çin evine Bir Alman yemeğine ve Bir Türk'ün aldığı maaşa sahip olmaktır... derler.... |
Bir universite profesoru oğrencilerine şu soruyu sorar;
-'Var olan herşeyi Tanrimi yaratti?' Cesur bir ogrenci ayaga kalkar ve yanitlar. -'Evet herseyi Tanri yaratti!' Profesor sorusunu yineler ve ogrenci yine 'evet efendim ' diye yanitlar. Profesor devam eder; -'Eger herseyi yaratan Tanri ise ve seytan var olduguna gore seytani da Tanri yaratmis olur ve calismalarimizda uyguladigimiz 'Kesinlestirme' prensibine gore de Tanri şeytandir.Ögrenci boyle bir onerme karsisinda sasirir ve yerine oturur.Profesor ise ogrencilerine bir kez daha Tanri'nin icindeki kaderin bir efsane oldugunu kanitlamaktan oturu oldukca mutludur.Bu arada bir ogrenci ayaga kalkar ve -Bir soru sorabilirmiyim profesor? der.Profesorde sorabilecegini soyler. Ogrenci ayaga kalkar ve 'Soguk varmidir? diye sorar. Profesor; -'Nasil bir soru bu boyle,tabiki vardir ' diye yanitlar. 'Sen hic soguktan usumedinmi?' Ogrenci ; -'Aslinda, fizik yasalarina gore soguk yoktur. yasamda/realitede biz sogugu Sıcakligin yoklugu olarak düşünürüz.Herkes veya nesneler o enerji oradaysa veya bir sekilde enerji iletiyorsa onu deneyimler.Ornegin,Absolute 0 (-460 derece F) sicakligin kesin yoklugudur (hic olmadigi seviyedir).Tum maddelerin bu seviyede reaksiyon verme ozellikleri bozulur ve degisir.Soguk yoktur,o yalnizca sicakligin yoklugunda duyumsadiklarimizi tarif etmek icin yarattigimiz bir kelimedir' der ve devam eder, - Profesor, karanlik varmidir? profesor ; -'Tabiki vardir'. Ogrenci yanitlar, -'Korkarim gene yaniliyorsunuz efendim.Cunku,Karanlik ta yoktur.Yasamda/realitede karanlik isigin yoklugudur.Biz isik uzerinde calisabiliriz ama karanligi calisamayiz.Gercekte,biz Newton'un prizmasini kullanarak beyaz isigi kirar ve renklerin cesitli dalga uzunluklari uzerinde calisabiliriz.Ama karanligi olcemeyiz.Bir basit isik isini karanlik bir mekani aydinlatarak karanligi kirmis olur yani karanligi gecersiz kilar. Siz belli bir mekanin/uzayin ne kadar karanlik oldugundan nasil emin olursunuz? Isigin miktarini olcersiniz! Bu dogrudur degilmi? Karanlik insanlik tarafindan , isigin olmadigi yer/mekan icin kullanilan bir kelimedir. Son olarak ogrenci profesore gene sorar; -'Efendim seytan varmidir? Bu kez profesor pek emin olamamakla birlikte yanitlar; -'Tabiki, acikladigim gibi, biz onu her gun ,her yerde onu goruruz.Seytan/kotuluk bir kisinin baska bir kisiye her gun sergiledigi insaniyetsizliginin bir ornegidir.O , dunyadaki islenmis tum suclarda,siddette yer alir.Bunlarin tumu seytanin kendisinden baska bir sey de degildir.' der. Ogrenci devam eder; -'Seytan yoktur efendim.Yani o kendi basina yoktur. Seytan basit olarak Tanrinin yoklugudur..O aynen karanlik ve soguk ta oldugu gibi insanin tanrinin yoklugunu tarif etmek uzere yarattigi bir kelimeden ibarettir.Tanri seytani yaratmadi. Seytan/kotuluk insanin tanrisal sevgiyi yureginde duyumsamadigi zaman deneyimlediklerinin bir sonucudur.O aynen sicakliğin olmadigi yere gelen soguk ya da isigin olmadigi yere gelen karanlik gibidir. Profesor yerine oturur. Genc ogrencinin adi ALBERT EINSTEIN'dir. |
GÖZLÜKLERİNİ BURNUNA ÇİVİLEDİ
Gözlüklerinin sürekli burnundan kayıp düşmesinden ya da kaybolmasından şikayetçi olan Amerikalı genç bir sanatçı kaybolmayan gözlük icat etti. 08 Nisan 2005 Cuma 14:58 Dallas'ta yaşayan 22 yaşındaki James Sooy, burun kemiğinin alnıyla birleştiği bölgede etinin içinden 2.5 santimetrelik metal bir çubuk geçirerek, gözlük camlarını bu çubuğun iki ucuna sabitledi. Hiçbir sarsıntıdan etkilenmediği için düşmeyen gözlük, istendiği takdirde birleşme yerlerinden tornavida yardımıyla çıkarılabiliyor. 100 DOLARA PAZARLAMAYI DÜŞÜNÜYOR James Sooy bozuk gözlerini iyileştirmek için gereken ameliyatın kendisine pahalı geldiğini söyleyerek, kendi icadı olan 'sabit gözlükle' daha rahat çalıştığını belirtti. Sooy şimdi bir arkadaşıyla birlikte açtıkları internet sitesinde buluşunun reklamını yapıyor ve patent almayı umut ediyor. Sooy ve arkadaşı Oliver Gilson haziran ayına kadar, fiyatı 75 ila 100 dolar arasında değişecek bir 'sabit gözlük' modeli piyasaya sürmeyi planlıyor. |
Adam 3 ya$indaki kizini,gayet pahali bir hediyelik kaplama kagidini
ziyan ettigi içinazarlami$ti.Kûçûk kizi,koskoca bir paket altin yaldizli kagdi,bir kutuyu egri bûgrû sarmak için kullanmi$ti.Yilba$i sabahi kûçûk kizi,paketi getirip "bu senin babacigim" dediginde ûzûldû. Acaba gereginden fazla mi tepki tepki gôstermi$ti kizina.Bir gece evvel yaptigindan utandi.Ne var ki paketi açinca yeniden ôfkelendi,kutunun içi bo$tu.Kizina yine bagirdi: "Birisine bir hediye verdiginde,kutunun içinde bir$ey olmasi lazim. Bunu da mi bilmiyorsun kûçûk hanim?.." Kûçûk kiz gôzlerinde ya$larla babasina bakti "O kutu bo$ degil ki baba " dedi.. "içini ôpûcûklerimle doldurmu$tum!.." Adam ôyle fena oldu ki..Ko$tu kizina sarildi,beraberce agladilar. Adam o altin rekli kutuyu ômrûnûn sonuna kadar yataginin ba$ ucunda sakladi.Ne zaman keyfi kaçsa,ne zaman morali bozulsa,ne zaman kendini yalniz hissetse,kutuya ko$ar,içinden minik kizinin sevgi ile doldurdugu hayali ôpûcûklerden birini çikarirdi.Aslinda bûtûn anne ve babalara bôyle bir altin kutuyu çocuklari hiçbir kar$ilik beklemeden,sevgi veôpûcûklerle doldurup vermi$lerdir. |
abi bunlar ne yaa valla uzun uzun mektup gibi yazmissin ellerinize saglik
|
Dağların gökyüzündeki hakimi KARTAL ile,Keskin görüşün ve süratin hakimi ŞAHİN bir yerde karşılaşıp,tanışırlar.Sohbet bitmek üzereyken;KARTAL,''Şahin kardeş,seni yarın öğle yemeğine davet ediyorum,yuvam,şu karlı dağların doruklarındaki sarp kayalıklardadır''Şahin,bu teklifi kabul eder ve ayrılırlar.
Ertesi günü,kartal sabah yuvadan ayrılarak konuğu için avlanmaya çıkar.Öğleye doğru bir tarla faresi,1 adet yılan ve 2 adet de karga yakalar ve yuvasına döner.Çok geçmeden aşağılardan şahin gelir,selam sabahtan sonra yemeğe otururlar.Şahin,şöyle bir yemeklere bakar ve kartala ayıp olmasın ve birde yemek yemeden geldiği için,zorluklada olsa yemeye çalışır.Bir sohbetten sonra,şahin teşekkür ederek müsaade ister ve derki;''Kartal kardeş,yarın öğleye bende seni davet ediyorum,benim yuvamda şu aşağıda ki ormanların ilerisinde ki gölün kenerısındaki fundalıklarda'' Sonraki gün sabah,güneşin cıvıltılı parlaklığıyla uyanan şahin,şöyle bir gerindikten sonra,öğlenki konuğu için yuvasından ayrılır.Gölün üzerine 1-2 pike yapar ve kocaman iki balık yakalar yuvaya bırakır.Yakında ki üzüm bağından kocaman üzüm salkımlarıyla beraber,2 adetde keklik avlar,yuvaya bırakır.Vakit öğleye yaklaşırken,yukarıdan vadiye doğru süzülen kartal,bir yandan gördüğü manzarayı seyreder ve bir yandanda yeşil ormanların güzelliğiyle adeta büyülenmişçesine şahin'in yuvasına iniş yapar.Yemekler yenir,Sohbetten sonra,kartal ömründe hiç tatmadığı lezzetler ve hiç görmediği manzara karşısında büyülenir,şahine teşekkür ederek ayrılırken derki ''Şahin kardeş,ben dağ yamaçlarında,kovuklarda ve izbe yerlerde yaşadığımı zannediyordum,yaşamıyormuşum meğer.130 Yıllık ömrümde böyle güzellikler göreceğimi hiç ummuyordum'' ve ayrılır... ŞAHİNLERİN ORTALAMA ÖMÜRLERİ 50 YIL,KARTALLARIN ORTALAMA ÖMÜRLERİ 140 YILDIR... ...ARSLANLARIN GERÇEK TARİHLERİ YAZILANA DEK, AVCILIK ÖYKÜLERİ AVCILARI SÜREKLİ YÜCELTECEKTİR... |
[quote=turgutkizgir]ANNELER
- Doğacak çocuk doğumdan bir gün önce Allah ile görüşür. Bebek: - Allah’ım dünyaya gideceğim ve orada ne yapacağımı bilmiyorum. - Ben senin için bir melek yarattım ve o seninle ilgilenecek. - Allah’ım onların dilini bilmiyorum. Onlarla nasıl anlaşacağım. Nasıl iletişim kuracağım? - Senin için yarattığım melek, o sana sabırla onların dilini öğretecektir. - Allah’ım dünyada duyduğum kadarıyla çok kötülükler varmış. Onlarla nasıl basa çıkacağım bilemiyorum. - Senin için yarattığım melek, seni cani pahasına kötülüklerden koruyacaktır. Merak etme. - Allah’ım sana tekrar nasıl döneceğim? - Senin için yarattığım melek, bana nasıl döneceğini sana anlatacaktır. - Derken Melekler gelir ve dünyaya gitme zamanının geldiğini söylerler ve çocuğu Allah’ın huzurundan götürürlerken bebek tekrar sorar. - Allah’ım benim için yarattığın meleğin adi ne? - Adinin önemi yok ama sen ona ANNE diyeceksin[/quote] COK GÜZEL,(ANALARIN HAKKI ÖDENMEZ) |
[quote=ergin]Dağların gökyüzündeki hakimi KARTAL ile,Keskin görüşün ve süratin hakimi ŞAHİN bir yerde karşılaşıp,tanışırlar.Sohbet bitmek üzereyken;KARTAL,''Şahin kardeş,seni yarın öğle yemeğine davet ediyorum,yuvam,şu karlı dağların doruklarındaki sarp kayalıklardadır''Şahin,bu teklifi kabul eder ve ayrılırlar.
Ertesi günü,kartal sabah yuvadan ayrılarak konuğu için avlanmaya çıkar.Öğleye doğru bir tarla faresi,1 adet yılan ve 2 adet de karga yakalar ve yuvasına döner.Çok geçmeden aşağılardan şahin gelir,selam sabahtan sonra yemeğe otururlar.Şahin,şöyle bir yemeklere bakar ve kartala ayıp olmasın ve birde yemek yemeden geldiği için,zorluklada olsa yemeye çalışır.Bir sohbetten sonra,şahin teşekkür ederek müsaade ister ve derki;''Kartal kardeş,yarın öğleye bende seni davet ediyorum,benim yuvamda şu aşağıda ki ormanların ilerisinde ki gölün kenerısındaki fundalıklarda'' Sonraki gün sabah,güneşin cıvıltılı parlaklığıyla uyanan şahin,şöyle bir gerindikten sonra,öğlenki konuğu için yuvasından ayrılır.Gölün üzerine 1-2 pike yapar ve kocaman iki balık yakalar yuvaya bırakır.Yakında ki üzüm bağından kocaman üzüm salkımlarıyla beraber,2 adetde keklik avlar,yuvaya bırakır.Vakit öğleye yaklaşırken,yukarıdan vadiye doğru süzülen kartal,bir yandan gördüğü manzarayı seyreder ve bir yandanda yeşil ormanların güzelliğiyle adeta büyülenmişçesine şahin'in yuvasına iniş yapar.Yemekler yenir,Sohbetten sonra,kartal ömründe hiç tatmadığı lezzetler ve hiç görmediği manzara karşısında büyülenir,şahine teşekkür ederek ayrılırken derki ''Şahin kardeş,ben dağ yamaçlarında,kovuklarda ve izbe yerlerde yaşadığımı zannediyordum,yaşamıyormuşum meğer.130 Yıllık ömrümde böyle güzellikler göreceğimi hiç ummuyordum'' ve ayrılır... ŞAHİNLERİN ORTALAMA ÖMÜRLERİ 50 YIL,KARTALLARIN ORTALAMA ÖMÜRLERİ 140 YILDIR... ...ARSLANLARIN GERÇEK TARİHLERİ YAZILANA DEK, AVCILIK ÖYKÜLERİ AVCILARI SÜREKLİ YÜCELTECEKTİR...[/quote] :arrow: :lol: |
her zamanki gibi nete girdim zaman ilk sivasspor.com sonrada fanatik sitesine girdim hemen sivasspor ile haber varmı diye baktım 2lig linkini tılayarak ne görüğm bir tane haber yok....şşırdım neden diye orum kendime birazda sinirle...e unutmuşum bizi o sayfadan aldıklarını süper lig linkinmde oldumuzu :D
|
Atatürk, yanındaki valinin kulağına eğilip sorar; Kim bu?
Vali yanıt verir; Efendim kendisi Şıh'dır. Yörede çok hatırlısı vardır. Atatürk Şıh ı yanına çağırır ve; '' Bak baba, imanın ölçüsü sakalın boyunda değildir.Şunu rica etsemde en azından Peygamber efendimizinki gibi kısaltsan'' der. ve eliylede boyun alt hizasını gösterir. Şıh; '' Emrin olur paşam'' diyerek yerine çekilir. Aradan zaman geçer bir akşam Atatürk Amasya daki Şıh ı hatırlar ve Valiyi telefonla arayıp durumu sorar. Vali nasıl söyleyeceğini bilememekle birlikte Şıh ın sakal boyunda en küçük bir kısaltma bile olmadığını aksine kimselere el sürdürmediğini anlatır. Atatürk telefonu kapatır, kağıdı kalemi eline alır ve az sonra nazırını çağırıp, yazdığı yazıyı Amasya Valisine Tebliğ etmesini ister. Ertesi gün bir haber gelir ki Şıh efendi Ata yı görmek üzere Ankara ya yola çıkmış... Şıh gelir Ata nın karşısına çıkar. Sakal tamamen kesilmiş, sinekkaydı bir traşolunmuş, saçlar kısaltılmış, kılık kıyafeti baştan sona değiştirilmiş, bambaşka bir görünüme bürünmüştür.Atatürk ün mesai arkadaşları bu değişimi anlayamaz ve Ata ya sorarlar; ''Aman paşam, o Şıhki sakalına el dahi sürdürmezdi, siz ne ettinizden kökünden kesilmesini sağladınız?'' Ata gülümser, sonrada yanındakilere dönüp; '' Dün akşam Amasya valiliği ne bir yazı gönderdim ve Şıh ı Afyon a Vali atadığımı bildirdim.'' der. Ardındanda yeni bir yazı hazırlayıp nazırına bu yazıyı Şıh a vermesini söyler. Yazıda şöyle yazmaktadır; ''İnancın ölçüsünün sakalda olmadığını anladığına sevindim.Valilik meselesine gelince, bugün koltuk uğruna kırk yıllık sakalından vazgeçebilen, yarın başka şeyler için milletinden bile vazgeçebilir. Seni böyle bir ikilemde bırakmayalım. kal sağlıcakla.... |
[quote=Orhan_Nilay]Atatürk, yanındaki valinin kulağına eğilip sorar; Kim bu?
Vali yanıt verir; Efendim kendisi Şıh'dır. Yörede çok hatırlısı vardır. Atatürk Şıh ı yanına çağırır ve; '' Bak baba, imanın ölçüsü sakalın boyunda değildir.Şunu rica etsemde en azından Peygamber efendimizinki gibi kısaltsan'' der. ve eliylede boyun alt hizasını gösterir. Şıh; '' Emrin olur paşam'' diyerek yerine çekilir. Aradan zaman geçer bir akşam Atatürk Amasya daki Şıh ı hatırlar ve Valiyi telefonla arayıp durumu sorar. Vali nasıl söyleyeceğini bilememekle birlikte Şıh ın sakal boyunda en küçük bir kısaltma bile olmadığını aksine kimselere el sürdürmediğini anlatır. Atatürk telefonu kapatır, kağıdı kalemi eline alır ve az sonra nazırını çağırıp, yazdığı yazıyı Amasya Valisine Tebliğ etmesini ister. Ertesi gün bir haber gelir ki Şıh efendi Ata yı görmek üzere Ankara ya yola çıkmış... Şıh gelir Ata nın karşısına çıkar. Sakal tamamen kesilmiş, sinekkaydı bir traşolunmuş, saçlar kısaltılmış, kılık kıyafeti baştan sona değiştirilmiş, bambaşka bir görünüme bürünmüştür.Atatürk ün mesai arkadaşları bu değişimi anlayamaz ve Ata ya sorarlar; ''Aman paşam, o Şıhki sakalına el dahi sürdürmezdi, siz ne ettinizden kökünden kesilmesini sağladınız?'' Ata gülümser, sonrada yanındakilere dönüp; '' Dün akşam Amasya valiliği ne bir yazı gönderdim ve Şıh ı Afyon a Vali atadığımı bildirdim.'' der. Ardındanda yeni bir yazı hazırlayıp nazırına bu yazıyı Şıh a vermesini söyler. Yazıda şöyle yazmaktadır; ''İnancın ölçüsünün sakalda olmadığını anladığına sevindim.Valilik meselesine gelince, bugün koltuk uğruna kırk yıllık sakalından vazgeçebilen, yarın başka şeyler için milletinden bile vazgeçebilir. Seni böyle bir ikilemde bırakmayalım. kal sağlıcakla....[/quote] TESEKKÜRLER NILAY HANIM GERCEKTEN COK MANALI BIR OLAY. BUGÜNKÜ SIYASI ORTAMI TAKIP EDERKEN KENDI KENDIME SORUYORUM:ACABA TÜRKIYEDE BÜTÜN MESELELER HALLOLDUDA SADECE KISITLANAN TÜRBAN OLAYIMIKI IKTIDAR HEP BUNUNLA UGRASIYOR,MUHALEFETTE TUTTURMUS ZORUNLU DIN DERSI KALKSIN.MEMLEKETTE SIRADAN VATANDASLAR DEGIL. MEMURLARIN,POLISLERIN,ÖGRETRIM GÖREVLILERININ DOKTORLARIN VE DAHA SAYAMAYACAGIM DALLARDA YETKI ALANLARI KISITLANIYOR. TÜRKIYE ÜZERINDE TEZGAHLAR DÖNÜYOR BIZDE BIR TÜRBAN VE DIN EGITIMI ETRAFINDA DOLANIYORUZ. ATATÜRKÜN YOKLUGUNU BUGÜNLERDE DAHA COK ANLIYOR IKTIDAR VE MUHALEFETIN HER DEFASINDA ATATÜRK DEVRIM VE ILKELERINI SAVUNUP,MAALESEF DEVRIM VE ILKELERIN ICERIGINI BILMEDIKLERINI GÖRÜP ÜZÜLÜYORUM: |
Mevlana, müridlerinden biriyle giderken, birkaç köpegin sarmas dolas
uyuduklarini görür.Müridi: güzel bir kardeslik örnegi der. keske insanlarda bunlardan ibret alsa. Mevlana, tebessüm ederek karsilik verir. "Aralarina bir kemik ativer de gör kardesliklerini..." |
[quote=Orhan_Nilay]Mevlana, müridlerinden biriyle giderken, birkaç köpegin sarmas dolas
uyuduklarini görür.Müridi: güzel bir kardeslik örnegi der. keske insanlarda bunlardan ibret alsa. Mevlana, tebessüm ederek karsilik verir. "Aralarina bir kemik ativer de gör kardesliklerini..."[/quote] :roll: acı ve gerçek |
Bu gerçeği; "Hayatımızı meydana getiren herşey ruhumuz tarafından idrak edilen bir algılar bütünüdür. Dünyamızı ve bütün varlığımızı anlamlı kılan şeyleri, kişileri, mekanları, olayları tıpkı bir rüya gibi, sadece görüntü olarak beynimizde algılayabiliriz, asılları ile muhatap olamayız" şeklinde özetlemek mümkündür. Samimi ve önyargısız bakan, derin düşünen bir insan kendisine bu konu anlatıldığında, bu büyük gerçeği kolay bir şekilde, kısa sürede kavramakta ve hayata geçirmektedir.
Ancak, alışkanlıkların, küçüklükten itibaren öğretilen bilgilerin oluşturduğu önyargıların ve çevrenin negatif yönde verdiği telkinlerin etkisinde kalmışolan okuyucular olması da muhtemeldir. Bunu düşünerek, bu kitabı çeşitli soruları olan üç okuyucuyla yapılan bir sohbet tarzında düzenledik. Böylece okuyucuların anlamakta veya kabul etmekte zorlandığı aşamalar, günlük hayatta karşlaştığımız çeşitli olaylardan alınan güncel örneklerle açıklanmışoldu. Okuyucular bu şekilde evde, işte, okulda, televizyon karşsında, kısaca hayatın her aşamasında, öğrendiklerini daha kolay düşünme ve uygulama imkanı bulacaklardır. Her okuyucunun aklına takılan olası soruları da kapsayan bu konuşmada, her insan için yaşamın Allah tarafından ruhuna izlettirilen bir algılar bütünü olması, yaşadığımız hayatın bir nevi rüya gibi yaşanması, algılardan oluşan bu hayatın amacı gibi konulardaki sorulara cevaplar verilecek, gerçeği öğrenmek isteyen okuyucular bu konuda aradıkları cevapları bulacaklardır. Gerçeklere samimi ve önyargısız olarak yaklaşan birçok kişinin yanında, gerçeği anladıkları, bildikleri halde kabul etmek istemeyen, bu gerçeği öğrenmenin getireceği sorumluluklardan kaçan kişiler de olacaktır. Bu tür görüşe sahip olanlar kitabı okuduklarında, gerçeklerden kaçarak, yalanlar ve hayaller üstüne kurulmuşbir dünyada yaşamayı kabullenmenin, aklı başnda bir insan için ne kadar küçük düşürücü bir durum olduğunu daha iyi anlayacaklardır. Unutulmamalıdır ki güzel olan gerçek olandır; bu yüzden gerçeklerden korkmanın ve kaçmanın hiçbir anlamı yoktur. İnsanın yepyeni bir bakışaçısıyla, huzurlu ve mutlu bir hayata başlamak için samimi olarak biraz düşünmesi ve vicdanına başvurması yeterlidir. Kendini kandırarak hayallerin peşinden koşan insanlar, gerçeklerden kaçmak yerine, gerçeği anlamak ve öğrenmek için çaba gösterdiklerinde, aldatıcı bir dünyadaki sahte mutlulukların yerine, gerçek ve sonsuz bir mutluluğa kavuşmanın güzelliğini yaşayacaklardır. [size=2][color=blue]harun yahya[/color][/size] |
İngiliz garson Türk Müşteriye:
Çanakkale de çok askerimizi öldürdügünüz için sizleri pek sevmeyiz, deyince. Bizimkinden gayet soguk kanli su cevabi almis: "Orada ne isiniz vardi?" |
[size=2][color=blue][b]Şu anda Japonya'da is başvurularınla aşağıdaki
linkteki IQ testi veriliyormuş! Linkten, buyuk mavi yuvarlagi tiklayin. Oyunun kurali: "herkes nehirden karşıya geçmeli" Sala binecek kişilerin üzerine, salı karşıya geçirmek içinse kırmızı yuvarlaklara tıklamak gerekiyor. Kurallar: Bir seferde sadece 2 kisi sala binebilir. Baba, anneleri yokken kizlarin hicbiri ile sala binemez. Anne de babalari yokken ogullarindan hicbiri ile sala binemez. Hirsiz, polis yokken aile ile yalniz kalamaz. Sali kullanmayi da sadece anne, baba ve polis biliyor! Kolay gelsin![/b][/color][/size] [url]http://freeweb.siol.net/danej/riverIQGame.swf[/url] |
HASTANE ODASI
Aynı kalp rahatsızlığıyla aynı kaderi paylaşan iki yaşlı adam aynı odayı da paylaşıyorlardı. Tek fark, biri cam kenarında, diğeri ise duvar dibinde yatıyordu. Cam kenarındaki yaşlı adam her gün camdan bakarak arkadaşına dışarısını anlatırdı: - "Bugün deniz sakin, yine de hafif rüzgar var sanırım. Çünkü uzaktaki teknenin yelkenleri rüzgarla doluyor. Park bu sabah sakin... İki salıncak dolu, iki salıncak boş. Dünkü sevgililer yine geldi, aynı yere oturup konuşmaya başladılar, elele tutuştular, ne kadar da yakışıyorlar birbirlerine... Erguvan ağaçları ne kadar güzel açmış, her yer mor bir renk almış, erik ağaçları da beyaz çiçekleriyle onlara eşlik ediyor. Denizin üzerindeki martılar bugünkü yemeklerini arıyorlar, ne güzel de dalıyorlar suya..." Günler böyle geçip gidiyordu. Ta ki cam kenarındaki yaşlı adam kalp krizi geçirene kadar... İşte o anda duvar kenarındaki adam düğmeye bassa kurtaracaktı arkadaşını ama şeytana uydu, bunca zamandır sadece dinleyebiliyordu, artık görebilirdi de... İşte bunun için düğmeye basmadı ve hemşireyi çağırmadı. Aynı kaderi paylaştığı kişiyi ölüme gönderdi, ama o bunun haklı bir savunma olduğunu düşünüyordu. Ertesi gün hastabakıcılar geldiğinde yaşlı adam : - "Cam kenarına geçebilir miyim?" dedi. Hemen yatağının yerini değiştirdiler, işte o günlerdir bakmak istediği manzarayı nihayet görecekti. Başını kaldırdı ve pencereden baktı. "Simsiyah bir duvar" vardı karşısında. Cam kenarındaki adam, arkadaşının umudunu yitirmemesi için kendisine hayaller kuruyordu. |
MİSAFİR İSTEMEYEN KADIN
Misafirperver bir sahabi vardı. Hanımı ise her gün kocasının yanında bir kaç misafirle gelmesine artık tahammül edemez olmuştu. Birkaç defa kocasına: - Sen her gün birkaç misafirle geliyorsun, gelen misafirler, çocuklarımızın rızklarını yiyorlar, dediyse de kocası, her gün yanında birkaç misafir getirmekte ısrar ediyordu. Kadın sahabi dayanamayıp, Resûlüllah'a şikâyete karar verdi: - Ya Resûlüllah! Kocam her akşam eve birkaç misafir getiriyor, böylece de kocamın kazandıkları hep misafirlere gidiyor. Bir gün hastalanıverse, açlıktan ölmekten korkarım, dedi. Peygamber efendimiz(s.a.v.) kadının kocasını, huzuruna çağırttı. Adam: - Ben misafirsiz edemem! Soframda misafir olması, bana neş'e ve bereket veriyor, diyor ve diretiyordu. Bu sefer Peygamberimiz (s.a.v.) kadına, bundan sonra fazla değil, bir misafire razı olup olmadığını sordu. Kadın buna da razı değildi: - Ben çocuklarımın rızkını başkalarının yemesine rıza gösteremem, diyordu. Adam hiç olmazsa bir misafirde ısrar edince; kadın boşanmaktansa bir misafire razı oldu. Fakat o akşam üzeri beyinin, yine eve iki misafirle geldiğini gördü. Kadın sinirlenmişti, içi rahat değildi. Yemek hazırlamak için mutfağa girdi, üç kişilik yemek hazırlayıp tepsiyi kocasına verdi. Biraz sonra da misafirlerden birinin çıkıp gittiğini gördü. Hazırlanan yemeklerden biri yenmemişti. Kadın kocasına: - Misafirin biri niçin yemek yemeden çıkıp gitti? diye sordu. Adam, ikinci misafirin farkında değildi: - Sen hangi misafirden bahsediyorsun. Ben bir misafirle geldim, o da içerde işte diye cevap verdi. Kadın çok iyi görmüştü. Misafirin birisi yemek yemeden çıkmıştı. Bu münakaşanın içinden çıkamayacaklarını anlayan karı-koca, hemen Efendimiz Hazretlerine müracaata gittiler ve durumu anlattılar... Onları dinleyen Peygamber efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdu. - Evet! Eve iki misafir gelmişti. Fakat bunlardan birisi hakiki insan değil, insan suretine giren rızktı. Allah (c.c.) hanımını akıllandırmak için rızkı insan kılığına sokmuştu.Hanımının ise, yine misafirler için bir miktar rızkı gözden çıkarıp hazırladı, ama o rızkı, eksilmedi. Şunu iyi bilesiniz ki, her misafir kendi rızkı ile gelir. Ve kimse, kimsenin rızkını yiyemez, eksiltemez... Hatta misafir, bir evin bereketini arttırır ve o evin rızkında artma olur, buyurdular. Tabii ki kadın, bu hadiseden sonra itiraz edecek durumda değildi. |
GÜNAY ABİ BİTİRDİM AMA ÇOK UĞRAŞTIM
AMMA ZORMUŞ BU JAPONYADA İŞ BULMAK YAW |
[color=green]Allah Kuran'da insanları, göklerin, yerin, dağların, yıldızların, bitkilerin, tohumların, hayvanların, gece ile gündüzün meydana gelişinin, insanın kendi doğumunun, yağmurun ve yaratılmış daha birçok varlığın üzerinde düşünmeye ve bu varlıkları incelemeye çağırmaktadır. Bunları inceleyen insan ise tüm varlıklarda Allah'ın yaratış sanatını görecek, böylece kendisini ve tüm evreni yoktan yaratan Rabbini tanıyabilecektir.
Evreni ve içindeki tüm varlıkları incelemenin ve Allah'ın yaratış sanatını keşfederek insanlığa açıklamanın yolu ise "bilim"dir. Dolayısıyla din, bilimi Allah'ın yaratışındaki detaylara ulaşmada bir yol olarak benimser ve bu nedenle bilimi teşvik eder. Din, bilimsel araştırmaları teşvik ettiği gibi, dinin bildirdiği gerçeklere göre yönlendirilen bilimsel araştırmalar da çok hızlı ve kesin sonuçlar getirir. Çünkü din, evrenin ve canlılığın nasıl var oldukları sorusuna en doğru ve en kesin cevabı veren tek kaynaktır. Dolayısıyla doğru bir noktadan başlanarak yapılan araştırmalar, evrenin ve canlılığın var oluşuna ait sırları en kısa sürede, en az emek ve enerji harcayarak açığa çıkaracaktır. 20. yüzyılın en büyük bilim adamlarından biri olarak kabul edilen Albert Einstein'ın da söylediği gibi "dinsiz bilim topaldır", yani dinin yol göstermediği bilim ilerleme gösteremez, kesin sonuçlara ulaşması çok zaman alır ve hatta çoğu zaman sonuç alınması mümkün olmaz. Bu gerçeği göremeyen materyalist ideolojiye sahip bilim adamları tarafından yönlendirilen bilimin ise, özellikle son iki yüzyıldır, ne kadar vakit kaybettiği, bu yolda yapılan çalışmaların büyük bir kısmının heba olduğu ve harcanan trilyonlarca liranın nasıl boşa gittiği gözler önündedir. İşte bu nedenle, insanların kesin olarak bilmeleri gereken bir gerçek vardır: Bilim ancak Allah'ın sonsuz kudretini, evrendeki yaratılış delillerini araştırma amacını benimser ve bu amaç doğrultusunda çalışırsa doğru sonuçlara ulaşabilir. Rotası doğru çizilirse, yani doğru yönlendirilirse bilimin gerçek amacına en kısa sürede ulaşması sağlanabilir. [/color] |
[b]
Bir kuştu, Allı allı bir kuş Her tüyüne bir çiçek bağladılar Uçmadı o.. Bir kuştu, Mavili mavili bir kuş Her tüyüne bir boncuk bağladılar Uçmadı o.. Bir kuştu, Yeşilli yeşilli bir kuş. Her tüyüne bir çocuk kordelası bağladılar Uçtu o.. [/b] |
EVLAT VE KUYRUK ACISI
Zamanin birinde bir oduncu, ormanda odun keserken çalı arasında bir yılana rastlamış. Elindeki baltayı kaldırıp yılanın başını vurmak üzereyken bir an göz göze gelmiş. Yaradana olan aşkı -yılan bile olsa- yaratılana yansımış ve yılanı vurmaya kıyamamış. Yılan da duygulanmış, dile gelmiş. Ey insanoğlu, sen bana kıyamadın, ben de sana bir iyilik edeceğim demiş. Bir kör kuyuya dalmış ve kaybolmuş. Biraz sonra ağzında bir altın lira ile dönmüş ve oduncuya uzatmış. "Bundan böyle ömür boyu sana her gün bir altın lira vereceğim." Oduncu altını bozdurmuş ve evinde o gün senlik olmuş. Hiç kimseye olan biteni anlatmamış, ailesi dahil herkes sadece oduncunun çok çalıştığı için durumunun düzeldiğini zannetmiş. Yillar boyu her gün o kör kuyunun başına gitmiş, yılan ile buluşmuş ve altınını almış. Gel zaman git zaman, oduncu ağır hastalanmış. Kuyunun başına gidemez olmuş. Bir kaç gün geçince bolluğa alışmış evinde darlık başlamış. Oduncu oğlunu yanına çağırmış ve yılanın sırrını anlatmış. "Git kör kuyunun başına ve oğlum olduğunu söyle, yılan sana altın verecek" demis. Oğlu inanmamış ama gitmiş, yılan önce saklanmış, sonra ortaya çıkmış. Onun oduncunun oğlu olduğuna iyice kanaat getirince de kuyuya inip bir altın getirmiş. Oğlan önce inanmadığı hikayenin gerçek olduğunu görünce hırsa kapılmış, kim bilir daha ne kadar altın var kuyudan içeride demiş.... Hırsla yılanı öldürmek için bir hamle yapmış, ıskalamış ama yılanın kuyruğunu koparmış. Yılan da can havliyle dönüp oğlanı sokmuş ve öldürmüş. Aksam yaklaşıp da oğlu gelmeyince oduncu iyice endişelenmiş. Hasta yatağından sürünerek bile olsa kalkmış. Kuyunun başına gitmiş ki oğlu cansız yatıyor. Yılan o arada görünmüş ki, kuyruğu yok ve kanlar içinde.. Oduncu durumu anlamış ve çok üzülmüş. Caninin parçası oğlu yerde cansız, yıllardır velinimeti olan yılan yaralı... Hatalı olan oğlum olmalı demiş ve yılandan özür dilemiş. Tekrar dost olalım demiş...Yilan ise acı acı gülümsemiş. Çok isterdim ama...Sende bu evlat acısı.. bende de bu kuyruk acısı varken biz artık dost olamayız. |
GÖRMESİNİ BİLEN GÖZLER
Küçük kız, kendini bildiği günden beri annesinden büyük bir şefkat görmüş ve ondan duyduğu sözlerle, pamuk prensesten daha güzel olduğuna inanmıştı. Ona göre; nur yüzlü ve badem gözlüydü. Bir tanecik yavrusuydu her zaman. Ama ilk okula başlayınca işler değişti. Arkadaşları onun hiç de güzel olmadığını, hatta çirkin bile sayıldığını söylemekteydi. Küçük kız, ilk önceleri onlara inanmadı çünkü herkes birbirini kıskanıyordu. Ama bir kaç yılda gerçeklerle yüzleşti. Annesinin bir pamuğa benzettiği yüzü, çiçek bozuğu bir cilde sahipti. "Badem" dediği gözleri ise şaşıydı. Vücudu da bir serviyi andırmıyordu. Demek ki, annesi onu aldatmış ve yıllar yılı çekinmeden yalan söylemişti. Genç kızın anne sevgisi, kısa bir süre sonra nefrete dönüştü. Evlenme çağına gelmiş olmasına rağmen yüzüne bakan yoktu. Üstelik de gözleri, bütün tedavilere rağmen düzelmiyordu. Genç kız, doktorların gizlice yaptığı konuşmalardan kör olacağını anladığında çılgına döndü ve kendisini hâlâ çocukluk yıllarındaki ifadelerle seven annesinin bu yalanlarına dayanamayıp evi terk etmeye karar verdi. Fakat annesi, uzak bir yerde iş bulduğunu söyleyerek ondan önce davrandı ve kazandığı paraları bir akrabasına gönderip, kızına bakmasını rica etti. Genç kız bir süre sonra görmez oldu. Karanlık dünyasıyla baş başaydı. Bu arada annesini hiç merak etmiyordu. Yalancıydı annesi, ölse bile bir kayıp sayılmazdı. Bir gün doktorlar, uygun bir çift göz bulduklarını söyleyerek kızı ameliyat ettiler. Ancak o, gözünü açtığında yine aynı yüzü görmekten korkuyordu. Fakat kör olmak zordu. En azından kimseye yük olmazdı. Genç kız, ameliyat sonunda aynaya baktığında, müthiş bir çığlık attı. Karşısında bir dünya güzeli vardı. Gerçekten de harika bir kızdı gördüğü. Yüzündeki bozukluklar tamamen kaybolmuştu. Çok kemerli olan burnu düzelmis, kepçe kulakları normale dönmüş ve yaban otlarını andıran saçları, dalga dalga olmuştu. Genç kız, yanındaki yaşlı doktora sevinçle sarılarak: "Sanki yeniden dünyaya geldim!" dedi. "Yüzümde hiçbir çirkinlik kalmamış, estetik ameliyatı siz mi yaptınız?" Yaşlı doktor: "Böyle bir ameliyat yapmadık kızım!." diye gülümsedi. Annenin bağışladığı gözleri taktık. Sen, onun gözünden gördün kendini!." |
zaman ın birin de genç bir adam güzel bir kıza aşık olmuş. Fakat kız ne kadar güzelse bir o kadar da zalim miş.
genç adam bir gün tüm cesaretini toplayıp kıza evlenme teklif etmiş. kız önce bir kahkaha atmış ve sonra da " bana annenin kalbini getirirsen seninle evlenirim" demiş. Genç adam çaresizce teklife kabul etmiş ve gidip olan biteni annesine anlatmış. Genç adamın annesi oğlunun aşkını anlamış ve oğluna ." beni öldürürken gözlerimi bağla da gözlerime bakıp vazgeçme " demiş. çocuk annesinin söylediklerini yapmış ve onu öldürüp kalbini sökmüş, bir mendile sarıp kızın evine doğru koşmaya başlamış. yolda ayağı bir taşa takılmış yere düşerken "ah anam "diye bağırmış ve mendili elinden düşürmüş. Bu arada yere düşen mendil açılmış ve genç adamın annesinin kalbi dile gelmiş; " bişeyin varmı yavrum " demiş. TÜM ANALARIN ELLERİNDEN ÖPERİM ÇÜNKİ CENNET ANALARIN AYAKLARI ALTINDADIR :oops: :oops: :oops: :oops: :oops: :lol: :lol: :lol: :lol: :lol: |
BİR DOST
Saate bakmaksızın kapısını çalabileceği bir dostu olmalı insanın... 'Nereden çıktın bu vakitte' dememeli, bir gece yarısı telaşla yataktan fırladığında; gözünün dilini bilmeli; dinlemeli sormadan, söylemeden anlamalı... Arka bahçede varlığını sezdirmeden, mütemadiyen dikilen vefalı bir ağaç gibi köklenmeli hayatında; sen, her daim onun orada durduğunu hissetmelisin. İhtiyaç duyduğunda gidip müşfik gövdesine yaslanabilmeli, kovuklarına saklanabilmelisin. Kucaklamalı seni güvenli kolları, dalları bitkin başına omuz, yaprakları kanayan ruhuna merhem olmalı... En mahrem sırlarını verebilmeli, en derin yaralarını açıp gösterebilmelisin; gölgesinde serinlemelisin sorgusuz sualsiz... Onca dalkavuk arasında bir tek o, sözünü eğip bükmeden söylemeli, yanlış anlaşılmayacağını bilmeli. Alkışlandığında değil sadece, asıl yuhalandığında yanında durup koluna girebilmeli. Övmeli alem içinde, baş başayken sövmeli ve sen öyle güvenmelisin ki ona, övdüğünde de sövdüğünde de bunun iyilikten olduğunu bilmelisin. Teklifsiz kefili olmalı hatalarının; günahlarının yegane şahidi... Seni senden iyi bilen, sana senden çok güvenen bir sırdaş.. Gözbebekleri bulutlandığında, yaklaşan fırtınayı sezebilmelisin. Ve sen ağladığında onun gözlerinden gelmeli yaş... Yıllarca aynı ip üstünde çalışmış, cesaretle ihanet arasında gidip gelen bir salıncağın sınavında birbiriyle kaynaşmış iki trapezci gibi güvenle kenetlenmeli elleri... 'Parkurun bütün zorluklarına rağmen dostluğumuzu koruyabildik, acıları birlikte göğüsleyebildik ya; yenildik sayılmayız' diyebilmeli... Issızlığın, yalnızlığın en koyulaştığı anda, küçücük bir kağıda yazdığımız kısa ama ümit var bir yazıyı yüreğe benzer bir taşa bağlayıp birbirimizin camından içeri atabilmeliyiz: 'Bunu da aşacağız! İmza: Bir dost!...' |
| WEZ Format +2. Şuan Saat: 07:17. |
Powered by: vBulletin. Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
Copyright © 2005