![]() |
ŞEHİTLERİMİZİ SAYGIYLA ANIYORUZ...
ARKADAŞLAR MERHABA BİLDİĞİNİZ GİBİ 18 MART GELMEKTE. BİZLER BU GÜNLERİMİZİ GÖZÜNÜ BİLE KIRPMADAN TOPRAĞA DÜŞEN ŞEHİTLERİMİZE BORÇLUYUZ. ONUN İÇİNDİR Kİ AZİZ ŞEHİTLERİMİZİ GÜNDE 1 FATİHAYLA ANALIM.....
RUHUNUZ ŞAAD MEKANINIZ CENNET OLSUN.... [size=2][color=blue][b]ÇANAKKALE ŞEHİTLERİ Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin. Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer, O ne müthiş tipidir, savrulur enkazı beşer. Boşanır sırtlara, vadilere, sağnak sağnak. Kafa göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el ayak Vurulup, tertemiz alnından, uzanmış yatıyor, Bir hilal uğruna yarap ne güneşler batıyor. Ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker Gökten ecdat inerek öpse o pak alnı değer. Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın? Gömelim gel seni tarihe desem sığmazsın[/b][/color][/size] [size=2][color=red][i][b]VATAN SİZE MİNNETTAR[/b][/i][/color][/size] [color=darkblue][size=2][i][b]VATAN 58 MEKAN 34 58 GENÇLİK TARAFTAR DERNEĞİ.. [email]ist_58genclik_34@hotmail.com[/email][/b][/i][/size][/color] |
[size=2][color=blue][i][b]Vatanıma yan bakan kem gözleri oyarım,
Gerekirse kellemi taş yerine koyarım, Siz raksında rakkase, ben de şunu duyarım: "Allah için ölene ölü demeyin sakın!" Melekler var cepheye gidiyor akın akın [/b][/i][/color][/size] |
arkadaslar yazı uzun ama okumaya değer lütfen ihmal etmeyin
Çanakkale Şehitlerine Şu Boğaz Harbi nedir ? Var mı ki dünyada eşi ? En kesif orduların yükleniyor dördü beşi, -Tepeden yol bularak geçmek için Marmara'ya- Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya, Ne hayâsızca tahaşşüt ki ufuklar kapalı! Nerde -gösterdiği vahşetle "bu, bir Avrupalı" Dedirir-yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yahut kafesi! Eski Dünya, Yeni Dünya, bütün akvâm-ı beşer, Kaynıyor kum gibi... Mahşer mi, hakikat mahşer, Yedi iklimi cihanın duruyor karşında; Ostralya'yla beraber bakıyorsun Kanada! Çehreler başka, lisanlar, deriler, rengârenk. Sâde bir hadise var ortada: Vahşetler denk. Kimi Hindû, kimi Yamyam, kimi bilmem ne belâ... Hani tâûna da züldür bu rezil istîlâ... Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-u asil Ne kadar gözdesi mevcûd ise hakkıyla sefil, Kustu Mehmed'ciğin aylarca durup karşısına; Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına. Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz... Medeniyet denilen kahpe, hakikat, yüzsüz. Sonra mel'undaki tahribe müvekkel esbâb, Öyle müthiş ki: eder her bir mülkü harab. Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı; Beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı: Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin; Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin. Yerin altında cehennem gibi binlerce lâğam; Atılan her lâğımın yaktığı yüzlerce adam. Ölüm indirmede. gökler, ölü püskürmede yer; O ne müthiş tipidir: savrulur enkaaz-ı beşer... Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak; Boşanır sırtlara, vadîlere sağnak sağnak. Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller. Veriyor yangını, durmuş da açık sînelere, Sürü halinde gezerken sayısız tayyâre. Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler... Kahraman orduyu seyret ki bu tehdîde güler!.. Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından; Alınır kal'a mı göğsündeki kat kat iman? Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrından râm? Çünkü te'sis-i ilâhî o metîn istihkâm. Sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler, Beşerir azmini tevkîf edemez sun-u beşer; Bu gögüslerse Hüdâ'nın ebedî serhaddi; "O benim sun-u bedîim, onu çiğnetme!" dedi. ÂSIM'ın nesli.. diyordum ya... Nesilmiş gerçek; İşte çiğnetmedi nâmûsunu, çiğnetmeyecek, Şühedâ gövdesi, baksan a, dağlar, taşlar O, rükû olmasa dünyâda eğilmez başlar, Vurulup tertemiz alnından uzanmış yatıyor; BİR HİLÂL uğruna, yâ Rab, ne GÜNEŞLER batıyor! Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!.. Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer. Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor TEVHÎDİ... BEDR'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi... Sana dar gelmiyecek makberi kimler kazsın? "Gömelim gel seni târîhe!" desem, sığmazsın. Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb... Seni ancak ebediyyetler eder istiâb. "Bu, taşındır" diyerek KÂBE'yi diksem başına; Rûhumun vahyini duysam da geçirsem taşına; Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ nâmiyle, Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmiyle, Ebr-i nîsânı açık türbene çatsam da tavan, Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan; Sen bu âvîzenin altında, bürünmüş kanına, Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına, Türbedârın gibi tâ haşre kadar bekletsem; Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem; Tüllenen mağribi, akşamları, sarsam yarana... Yine birşey yapabildim diyemem hâtırana. Sen ki, son ehl-i salîbin kırarak savletini; Şarkın en sevgili sultânı SELÂHADDÎN'i, KILIÇ ARSLAN gibi iclâline ettin hayran... Sen ki, İslâmı kuşatmış, boğuyorken husran; O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın; Sen ki rûhunla berâber gezer ecrâmı adın; Sen ki a'sâra gömülsen taşacaksın... Heyhât! Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihat... Ey şehid oğlu, isteme benden makber, Sana âğûşunu açmış duruyor PEYGAMBER. Mehmed ÂKİF ERSOY |
Ruhları şad olsun.ALLAH hepimize şehitlik makamı versin.
|
[size=2][color=red][b]Gökkubbenin altında yatar, al kan içinde,
Ey yolcu, şu toprak için can veren erler. Hakk'ın bu veli kulları taş türbeye girmez, Gufrana bürünmüş, yalınız Fatiha bekler[/b][/color][/size] |
[color=red][size=2][i][b]ŞEHİTLER ÖLMEZ[/b][/i][/size][/color]
[size=2][color=blue][b]Önce Vatan, Millet Sonra ana ve yar Bu yolda savrulan Birileri var. Ezan dinmez diyen Bayrak inmez diyen Şehit ölmez diyen Birileri var Bayrakla dertleşen Toprakla birleşen Can verip devleşen Birileri var. Ezan dinmez diyen Bayrak inmez diyen Şehit ölmez diyen Birileri var.[/b][/color][/size] |
SADECE ÇANAKKALEDE BİNLERCE GENCECİK İNSANIMIZ TOPRAK OLDU.... DOĞRU DÜRÜST MEZARLARI BİLE YOK....
BAYRAĞA RENK VEREN ÜSTÜNDEKİ KANDIR VATAN, UĞRUNDA ÖLEN VARSA VATANDIR.. BİZİM VATANIMIZ GERÇEK VATANDIR. HER KARIŞ TOPRAĞI MÜBAREK ŞEHİT KANLARIYLA ISLANMIŞTIR. BASTIĞIN YERLERİ TOPRAK DİYEREK GEÇME TANI..... BASTIĞIN YERLERİN KIYMETİNİ BİL. O TOPRAK İÇİN OLUK OLUK KAN AKTI............ |
[b][size=2][color=blue]BU VATAN KİMİN...?
Bu vatan toprağın kara bağrında Sıra dağlar gibi duranlarındır. Bir tarih boyunca onun uğrunda Kendini tarihe verenlerindir. Tutuşup kül olan ocaklarından, Şahlanıp,köpüren ırmaklarından, Hudutlarda gaza bayraklarından, Alnına ışıklar vuranlarındır İleri atılıp sellercesine, Göğsünden vurulup tam ercesine, Bir gül bahçesine girercesine, Şu kara toprağa girenlerindir.[/color][/size][/b] |
VURULUP TERTEMİZ ALNINDAN UZANMIŞ YATIYO.
BİR HİLAL UĞRUNA YARABB NE GÜNEŞLER BATIYOR. EY BU TOPRAKLAR İÇİN TOPRAĞA DÜŞMÜŞ ASKER; GÖKTEN EJDAT İNEREK ÖPSE O PAK ALNI DEĞER. NE BÜYÜKSİNKİ KANIN KURTARIYOR TEVHİDİ... BEDRİN ARSLANLARI ANCAK BUKADAR ŞANLI İDİ M. AKİF ERSOY TÜM ŞEHİTLERİMİZİ RAHMETLE ANIYORUZ. |
YARBAY HASAN BEYİN ŞEHADETİ...
FRANSIZ ÖLÜLERİ ARASINDA BİR KIPIRDAMA BİR HAREKET GÖRDÜ ORAYA YÖNELDİ YERDE YATMAKTA OLAN BİR FRANSIZ NEYFERİNİN ÜZERİNE EĞİLDİ OMUZUNDAN TUTARAK ÇEVİRDİ O ANDA FRANSIZ ANİ BİR HAREKETLE ELİNDE TUTTUĞU KASATURAYI YARBAY HASAN BEYİN GÖĞSÜNE SAPLADI ALAY KOMUTANI GAFİL AVLANMIŞTI AHHH DİYEREK YERE YIKILDI OLAYI GÖRENLER ŞAŞKINLIK İÇİNDE KALDILAR DERHAL MÜDAHALE EDİLDİ AMA İŞ İŞTEN GEÇMİŞTİ YARBAY HASAN BEYİN GÖĞSÜ KAN İÇİNDEYDİ YÜZÜ SOLDU ALLAH ŞAHİDİM OLSUNKİ FRANSIZA KÖTÜ BİR NİYETLE YAKLAŞMADIM DEDİĞİ DUYULDU ALAY İMAMI BAŞINDA KURAN OKUMAYA BAŞLADI AŞŞAĞI YUKARI 7-8 AYET OKUMUŞDU'Kİ BİRDEN BİRE İMAM EFENDİ LA HAVLE VELA KUVVETE İLLA BİLLAHİL ALİYYİL AZİM DUASINI 33 KERE OKUYUNUZ DEDİ ALAY KOMUTANI AZİMLE DUAYI KENDİSİDE TEKRAR ETTİ VE SONRA BENİ AYAĞA KALDIRINIZ DEDİ TABUR KOMUTANLARI KOLTUK ALTLARINDAN TUTARAK AYAĞA KALDIRDILAR BİRDEN; LAİLAHE İLLALLAH MUHAMMEDUN RESURULLAH DEDİ GÖZLERİNİ İLERİYE DOĞRU DİKMİŞTİ YÜZÜNDE BİR TEBESSÜM BELİRDİ VE YÜKSEK SESLE NİÇİN ZAHMET BUYURDUNUZ YA RESURULLAH DERKEN RUHUNU TESLİM ETTİ BİR ASKERİN NOT DEFTERİNDEN |
[size=2][b][color=red]Kaybolan İngiliz Taburu[/color][/b][/size][b]
Çanakkale Savaşlarının en önemli ve en ilginç olaylarından birisi de, kaybolan İngiliz taburudur. Bu olayın sırlı havası hâlâ insanları ve zihinlerini meşgul etmektedir. Çünkü hâlâ olayın esrar perdesi aralanamamıştır. Çanakkale Savaşı, içinden çıkılmaz bir hale geldikçe İngilizler yeni kuvvet getirmeye devam ediyorlardı. Sömürgelerinden topladıkları askerlerin yetersizliğini görünce, seçkin İngiliz askerlerini de Çanakkale’ye sürmüşlerdi. Bunlardan en önemlilerinden birisi de, İngiltere’den yola çıkarılan “Kraliyet Norfolk Alayı” idi. Hamilton, Suvla Çıkarması sırasında, bu alaydan bir taburu, 12 Ağustos günü ileri harekât için görevlendirdi. O gece şafakla yapılacak büyük taaruz için yol açacaklar, pusuda olduğu sanılan Mehmetçikleri ortadan kaldıracaklardı. Hedefleri 60.Tepe idi. Bu tepe ne pahasına olursa olsun alınacaktı. Bu başkomutanın emriydi. 163.Tümen, ancak 900 metre ilerlemiştiki müthiş bir karşı ateşle durduruldu. Ne geriye, ne de ileriye gidebiliyorlardı. Norfolk Alayı’nın 4.Taburu, ciddi bir karşı koyuş görmediğinden, ilerlemeye devam etti. Onların da hedefi 60. Tepe idi. “Bu harekât başarılı olursa, bir haftada İstanbul’u alıp, Türkiye’yi haritadan sileriz.” diyorlardı. Albay Sir Beauchamp, 16 subay ve 250 askerden meydana gelen taburunu sağa doğru kaydırarak, diğer birliklerle irtibatını kopardı ve ileri emrini verdi. Çünkü hedef 60. Tepe idi Ancak o tepenin üzerinde somun gibi, gri renkli bir bulut duruyordu. Etrafında ona benzer birkaç bulut daha çeşitli mesafelerde bulunuyor, esen rüzgardan etkilenmeden şeklerini ve yerlerini koruyorlardı. İngiltere Kraliyet Muhafız Alayı’nın 4.Taburu 60. Tepe’ye vardığında, büyüyen bulutun içine girdi. Korkunç bir sessizlik oldu. Türk tarafı da ateşi kesmişti. Bütün İngilizler sis içinde kalınca, bulut kümesi alacağını almış, yükünü tutmuş ve yükselmişti. Yukarıda duran diğer bulutlara ulaşıncaya kadar, yavaş, yavaş havalandı. Bu ana kadar yukarıdaki bulutlar yerlerinde duruyorlardı. Yerdeki bulut yükselip aynı hizaya gelir gelmez, bunlarla birleşip kuzeye doğru gittiler. Bir süre sonra tamamen gözden kayboldular. Geride hiçbir şey kalmamıştı. Bu olayı izleyen ve bizzat gören üç Yeni Zelandalı asker, diğer 19 arkadaşları adına da yeminli ifadelerini yazılı ve imzalı olarak açıkladılar. Hamilton, Savaş Bakanı’na gönderdiği telgrafla şu bilgiyi verir. “…savaş sırasında 163.Tümen her bakımdan üstün olduğu anda, çok garip bir şey meydana geldi. Türklerin zayıflamakta olan kuvvetlerine karşı Alb. Sir Beauchamp, cesur, kendinden emin bir subay olarak gayret ve hızla ilerledi. Emrinde 16 subay ve 250 askeri vardı. Daha sonra bunların hiç birisinden haber alınamadı. Ormanlık bölgeye hücum ettikten sonra gözden kayboldular. İçlerinden hiç birisi geri dönmedi..” Savaştan sonra 1918 yıllında İngiltere bu kayıp birliği Türkiye’den ister. Ancak kayıtlarda bu hususta hiçbir bilgi yoktur. İngiliz Taburu ne esir alınmış, ne de böyle bir taburla karşılaşılmıştır. Ramazan Bayramı’nın ilk gününe rastlayan o gün, sabahı topluca kıldıkları bayram namazıyla başlayan Mehmetçiklere bir bayram hediyesi miydi bu esrarengiz olay?... Kaynak: (Bir Destandır Çanakkale) kitabından alınmıştır.[/b] |
şu memlekette 4 sene okumuş bir gardasnız olarak..gerçekten her yerin şehit kanları ile olduğnu tarihin tüm izlerini gözler önüne serdiğini bizzat gördüm...emin abi senin de dediğin gibi er meydanında sonua kadar savaş bir askerin torunlarıyız ne mutlu bizeki...bu vatanı emanet etmişler bize...bizede sadece koumak ve yüceltmek düşer..
ŞEHİTLER ÖLMEZ VATAN BÇLÜNMEZ |
[size=2][i][b][color=red]BİR ASKERİN NOT DEFTERİNDEN......[/color][/b][/i][/size]
[size=2][b][color=blue]KURŞUN PARMAĞIMI UÇURMUŞ Halil Helvacı: Bir gün mevzilerden ateş ediyoruz, Arıburnu'nda düşmana doğru... Çekiyorum tetiği... Çekiyorum... Tüfek patlamıyor, ateş etmiyor. Tüfek bozuldu herhalde, diye düşündüm. Bir arkadaş vardı yanımda, ona ‘‘Bak hele benim tüfek bozulmuş, ateşlemiyor’’ dedim. Arkadaş baktı ve bana ‘‘Ne bozulmuşu, senin parmak gitmiş’’ dedi. Ben o zaman acısını duydum işte. Cizt etti içim, bir kurşun gelmiş, tetiği çektiğim parmağı almış götürmüş...[/color][/b][/size] |
TÜRK ASKERİNİN RUH KUVVETİ...
KARŞILIKLI SİPERLER ARASINDAKİ MESAFE 8 METRE YANİ ÖLÜM MUHAKKAK BİRİNCİ SİPERDEKİLER HİÇBİRİ KURTULMAMACASINA HEPSİ DÜŞÜYOR İKİNCİ SİPERDE OLANLAR YILDIRIM GİBİ ONLARIN YERİNE GİDİYOR FAKAT NEKADAR İMRENİLECEK BİR SOĞUK KANLILIK VE TEVEKKÜLLE BİLEMEZSİNİZ BOMBA, ŞARAPNEL, KURŞUN YAĞMURU ALTINDA ÖLENİ GÖRÜYOR ÜÇ DAKİKAYA KADAR ÖLECEĞİNİ BİLİYOR VE EN UFAK BİR ÇEKİNME BİLE GÖSTERMİYOR SARSILMA YOK OKUMA BİLENLER KURANI KERİM OKUYOR CENNETE GİTMEYE HAZIRLANIYOR BİLMEYENLER İSE ŞEHADET GETİRİYOR VE EZAN OKUYARAK YÜRÜYORLAR HERYER CEHENNEM GİBİ KAYNIYOR YİRMİ DÜŞMANA KARŞI HER SİPERDE BİR NEFER SÜNGÜ İLE ÇARPIŞIYOR ÖLÜYOR ÖLDÜRÜYOR İŞTE BU TÜRK ASKERİNDEKİ RUH KUVVETİNİ GÖSTEREN DÜNYANIN HİÇBİR ASKERİNDE BULUNMAYAN TEBRİĞE DEĞER BİR ÖRNEKTİR EMİN OLMALISINIZKİ ÇANAKKALE MUHAREBELERİNİ KAZANDIRAN BU YÜKSEK RUH DUR M. KEMAL ATATÜRK |
elinize ve yüreğinize sağlık
|
[size=2][color=red][b]ÇANAKKALE ZAFERİ [/b][/color][/size]
Şanlı tarihimizdeki kahramanlık destanlarından biri de Çanakkale Zaferidir. Bu zaferin Türk tarihi içinde ayrı bir yeri vardır. Hâlâ gözler onunla yaşarır, yürekler onunla ürperir, düşünceler onunla yücelir. Bu gün meydana gelmiş gibi canlıdır. Unutulmamıştır. Unutulamaz da... Neden? Çünkü o, anaların gözyaşı, Mehmetçiğin canı ve kanıdır. Destanlar, genelde bir kısım olmamış hadiselerin olanlara ilavesiyle ortaya çıkmıştır. Halbuki Çanakkale zaferi bütünüyle yaşanmış, inanılmaz hadiselerden oluşan bir destandır. Çanakkale Zaferi, Birinci dünya savaşında Kahraman yiğitlerimizin cihanı hayrette bırakan başlı başına gerçek bir iman ve eşsiz bir kahramanlık destanıdır. Çanakkale Zaferi, Müslüman Türkün, iman ve azminin, güç ve kuvvetinin canlı bir belgesi, mağrur ve zalim küfrün hakkın karşısında mağlubiyeti ve maddenin mana önünde ezilip yok olmasıdır. Çanakkale Zaferi, ruhun maddeye, imanın insan iradesine üstünlüğünü haykıran ve kıyamete kadar da haykıracak olan bir destanın adıdır. Çanakkale Zaferi; ırkları, renkleri ve dilleri değişik çeşitli milletlerden oluşan, emperyalist devletlerin ve bu devletlerin sömürgelerinden topladıkları, Milli Şairimizin; “Kimi Hindu, kimi yamyam, kimi bilmem ne bela” diyerek tarif ettiği “emperyalist güçlerin Müslümanlığı ve Türklüğü yok ekmek amacıyla ellerindeki bütün savaş araçlarıyla karadan, denizden ve havadan üzerimize saldırdığında; Şu karşımızdaki mahşer kudursa çıldırsa, Denizler ordu, bulutlar donanma yağdırsa, Cehennem olsa gelen bağrımızda söndürürüz, Bu yol ki hak yoludur. Dönme bilmez yürürüz. Diyerek bütün gücüyle düşmana karşı koyan ve o kara günlerde vatandaşlarına; Değil mi cephemizin sinesinde imân bir, Sevinme bir, acı bir, gaye aynı, vicdan bir, Değil mi sinede birdir vuran yürek... Yılmaz Cihan yıkılsa emin ol, bu cephe sarsılmaz. Diyebilen, Türk ordusunun destanıdır. Çanakkale Zaferi, emperyalist devletlerin mağrur alınlarının seddül bahir kayalarına çarpılıp kırılması; korkunç emellerinin ebedi bir ölüme mahkum edilmesidir. Çanakkale Zaferi, köleliği hiçbir zaman kabul etmemiş ve daima efendi ve hür yaşamış Müslüman Türkün kahramanlık destanıdır. Şehitlerimizle sembolleşen Çanakkale Zaferi, olaylara mana gözüyle bakmasını bilenler için tam anlamıyla ilahi bir harekettir. Kur’an’daki Adiyât Suresi’nin sırrını taşıyan hareketler; hep ilâhi hikmetin tecellisi olmuşlardır. “Allah yolunda koştukça koşanlar, kıvılcımlar saçanlar, sabah sabah akına çıkanlar, tozu dumana katanlar, düşmanının ortasından dalanlar hakkı için” ayetlerindeki sır, Çanakkale Zaferinde mevcuttur. Çanakkale Zaferi, vatanı ve milleti, dini ve Devleti için canını Allah yolunda feda eden, yıkanmadan kanlı gömleğiyle kara toprağa giren ve hakkın rızasına eren şehitlerin destanıdır. Anafartalar Komutanı ve Devletimizin Kurucusu Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK, Çanakkale’deki Türk Askerinin manevi gücünü şöyle anlatıyor; “Karşılıklı siperler arası sekiz metre, yani ölüm muhakkak. Birinci siperdekiler, hiçbiri kurtulamayarak kâmilen düşüyor. İkinci siperdekiler onların yerine geçiyor. Fakat ne kadar gıbta edilecek îtidal ve tevekkül ki, öleni görüyor, üç dakikaya kadar öleceğini biliyor, hiçbir terettüd bile göstermiyor, sarsılmak yok !... okuma bilenler ellerinde Kur’an-ı Kerim, cennete girmeye hazırlanıyorlar. Bilmeyenler kelime-i şahadet getirerek yürüyorlar. Bu Türk askerindeki ruh kuvvetini gösteren, şâyân-ı hayret ve tek bir misaldir. Emin olmalısınız ki, Çanakkale muharebesini kazandıran, bu yüksek ruhtur.” Çanakkale Zaferi, biricik evladını, şefkat ve muhabbetle bağrına basıp; “Oğul seni yetiştirdim hizmet eyle vatana, Ak sütümü helal etmem saldırmazsan düşmana”, diyerek cepheye uğurladığı; oğlunun da kendini cepheye gönderen anasının elini öperek; “Hakkını helal et şefkatli ana, Canım feda olsun kutsal vatana” diyerek karşılık verdiği cefâkar analar ile yiğit ve kahraman Mehmetçiklerin destanıdır. Milli Şairimiz Mehmet Akif’in, Çanakkale Şehitleri için yazdığı şiirle sohbetimi tamamlamak istiyorum. Vurulup tertemiz alnından uzanmış yatıyor ! Bir hilal uğruna Yarab ! Ne güneşler batıyor. Ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker, Gökten ecdat inerek öpse o pâk alnı, değer, Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi, Bedrin aslanları ancak bu kadar şanlı idi, ..... Ey şehit oğlu şehit, isteme benden makber, Sana ağuşunu açmış, duruyor Peygamber. Bu duygu ve düşüncelerle bütün şehitlerimizi minnet, şükran ve saygıyla anıyor, kendilerine Allah’tan rahmet diliyorum. Çanakkale zaferinin 89 uncu yılının Türk milletine hayırlar getirmesini yüce Mevlâ’ dan niyaz ediyorum. Ne mutlu Allah yolunda koştukça koşanlara, Ne mutlu şehadet şerbetini içip de Rabbına ulaşanlara. |
[size=2][i][b][color=red]NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE[/color][/b][/i][/size]
[size=2][color=blue][b]Toprak bedenimi sarsa Bayrak gönlümdeki yarsa Selam Edirne’den Kars’a Adım, adım yürüyene Yesevi'den başlayan yol Hacı Bektaş,Yunus kol,kol Hepsinde bir beraber ol Gönül sözü dinleyene Çağlar açtım,çağlar dürdüm Yirmi dört boy hayat sürdüm Dünyaya adalet ördüm Medeniyet dileyene Üç kıtada ayak izim Üç kıtada dilim sözüm Türk’üm, Türk’üm diye sazım Avaz avaz söyleyene Ne Mutlu Türküm Diyene[/b][/color][/size] |
[size=2][color=darkred][b]ŞEHİTLERİMİZE SELAM...
ONLARA, ÖLÜ DEMEYİN; ÇÜNKÜ ONLAR DİRİDİRLER... ŞEHİTLER TEPESİ BOŞ DEĞİL; KAHRAMANLAR BEKLİYOR... BİR BAYRAK DALGALANMAK İÇİN; RÜZGAR BEKLİYOR...!!! ALLAH MEKANLARINI CENNET ETSİN...[/b][/color][/size] |
VATAN SANA CANIM FEDA
|
merhabalar.
2001 yılı 12 martında istanbuldan arkadaşlarla beraber şehitliği ve savaş alanlarını gezmeye gitmiştik. Şu an ismini hatırlamadığım emekli bir asker bizlere rehberlik yaptı. Orada yaşananları öylesine anlatıyordu ki o zamana kadar hiç ağlamamış(ergenlikten sonra) olan biz erkekler hüngür hüngür ağlamaya başlamıştık.kendimi öyle kaybettim ki o an karşımda bir ingiliz olsa ona saldırırdım.bizlere medeniyeti satmaya çalışanların medeniyetten ne kadar yoksun olduklarını o an daha iyi anladım. malesef inanmayanlar olduğu için yaşanmış olan bazı sırlı olayları sizlerle paylaşmayı düşünmüyorum.kusuruma bakmayın. rehber abimiz bizlere buraları sürekli ziyeret etmemizin gerekliliğini anlattı ve tavsiyede bulundu. O yıl bizimle beraber 10-20 arası yolcu otobüsü vardı. 2001 yılından beri her yıl istisnasız şehitliklere gider ve ecdadımıza fatihalar okurum. geçen yıl gittiğimde sayamadım ama tahmini olarak 200 tane büyük yolcu otobüsü vardı(bir günde) . anadolu insanı vefalıdır ve atalarımıza karşı vefamızı göstermeye başladığımız için çok mutluyum. ben de herkesi çanakkale şehitliğini ve savaş alanlarını ziyaret etmeye, dualar okumaya çağırıyorum. gelenler lütfen turistik geziye gidiyor gibi gelmesinler. ecdadına sahip çıkana torunları da sahip çıkar. saygılarımla. |
ÇANAKKALE CİHAD
Taze kuvvetle tepeler kolay aşılır sandılar, Yeni birliklerle, bu sefer Suvla’ya çullandılar. Binbeşyüz mücahit, koca bir kolorduyu durdurdu, Londra ve Paris bu haberle sarsıldı ve kudurdu. Dokuz ağustos, Anafartalarda atılan ağır yumruk, Albay Mustafa Kemal’indi, zafer getiren buyruk. On Ağustos’ta Conkbayırı’nda süngüler çalıştı, Süper güçler iman karşısında apışıp kalmıştı. Yirmibir Ağustos, yine saldırdı var kuvvetiyle, Bulutlar bile yardıma geldi, Rabb’ın hikmetiyle... Zorlu bekleyişler böylece başladı siperlerde, Siper savaşı, kör dövüşü oldu artık her yerde. Dostluklarla düşmanlıklar iç içe yaşandı o yıl, Hediye faslından sonra haydi silahlara sarıl. Aylar böylece geçti, hep soğuk derin siperlerde, İlerlemek mümkün mü, kaldılar oldukları yerde? Aralık ayı geldi, Mehmetçik siperden çıkmadan, Düşman Anzak ve Suvla’dan kaçtı ardına bakmadan. Seddülbahir’de kaldılar, ta Ocak ayına kadar, Yenilmezlik ünvanını orda bırakıp kaçtılar. |
Çanakkaleden Cennete Yürüyüş
ben mehmedim, babam yokya, yetim mehmet derlerdi, köyde anamın bir tanesi, köyümün göz bebeği. çobandım, kuzular bana emanetti. köyde, akşam eve gelip, anamdan şehit babamın hikayelerini dinlerdim. zaten yavuklumda yoktu, yaşım onyediydi daha. .............. sabah ezandan sonra bir gün, muhtar emmim dayanmıştı kapıya, zeynep bacı dedi anama, mehmet nerde? üzgün bir sesle... seferberlik var bacı dedi. canım anacığım seferberliği kocasından bilirdi. daha mehmedim körpecik deyişiyle yere yığılışı bir. ................ çeşmeden bakraçları doldurup geldiğimde evin avlusuna, benimde dünya yıkıldı başıma, ne olmuştu ki anama. usul usul kendine geldiğinde canımın bır parçası anam, beni bağrına bastı. ağladı, ağladı, ağladı. ................... ben anamın feryadını taa çanakkalede civan yiğitlerin, teker teker düştüğünü gördüğümde anladım. dedim ya, ben onyedi yaşındaydım, ben seferberlikten ne anlardım. .................... köyümden çanakkaleye yolculukta, kafileler, vagonlar, insanlar, insanlar, dağlar yürüyordu çanakkaleye. onlarında çanakkalede öldüğünü cennette gördüğümde anlamıştım. ...................... ve çanakkale. çanakkale felaket, çanakkale kıyamet, çanakkale bize ölümün müjdesi, köye, anama kurtuluşun müjdesi. .............. kaç gün olduğunu bilmediğim savaş cehenneminin bir orta yeri. yiğitmi yiğit, bir efsaneydi, kol ağası rıza bey bağırdı. yere yatın, yere yatın. gök gürler gibi oldu top düşmüştü yanı başımıza. ve sonra beni bırakıp gittiler. çorumdan, raşit çavuş hanaktan, veli ağam bursadan, şerafettin onbaşı birde yandım ya ona yandım. tabip asteğmen burhan beye yandım. uçtular. yaralı, parçalı cesetleri bizim, ruhları onundu, ALLAH ındı. hey be, kol ağası rıza beğde ağlarmış hemde ne ağlamak. ama ateş yanıyor, ama ateş yakıyor, biz vuruşuyoruz, çanakkalede. ....................... hangisi olduğunu bilmediğim, bir çanakkale gününde, komutanım komutanım diye kaçarken rıza beyime, bende yıkıldım yere, bende yenilmiştim bir kalleş mermiye, daha canım bende iken, uçmadan allahıma, son duyduklarım, bağırmıştı komutanım. mehmet, mehmet. ....................... ve sonra, çanakkalenin bittiği yıllardayım, ben cennete ibrahimin koçlarına, çobanlık yapmaktayım. cennet akşamları savaş yıllarının anılarıyla dolar bizde. birgün aksaraylı ibrahim çavuş, birgün veli ağam, gezer gelir cihanı, anlatırlar heryanı, anam ağlarmış köyde. ama türkün kadını yıkılmaz. mağrurmu, mağrur iki şehit sahibi, birde kuzularım, bensiz çok hırçınlarmış hani. bir başka cennet akşamı, doktor burhan bey gelir. ruhu gezer anadoluyu, istanbulu gezer, karsı gezer, gelir ağlardı dizimin dibinde. mehmet derdi her seferinde, dün çanakkaleyi geçemediler, bugün çanakkaleden çok ilerdeler. ben ibrahimin koçlarının çobanı, çıkamazdım dışarı ama cennet akşamları hep havadis alırdım ülkemden. bazan savaşın acılarından mutluluk çıkardı, havadisler kötüyken. birgün bir kara haber gelir, ülkem kötü ellerde, yeniden yıkılırız... yada güzel haberler, o gün ne de mutluyuz. birgün bir kara haber gelir cennet akşamlarına, cudide bir yavrumuz düşmüş toprağa yıkılırız, bir gün duyarız, gebermiş bir eşkiya. biz yeniden var oluruz, cennet akşamlarında. kol ağası rıza beyin getirdikleri, ne kadar mutlu ederdi bizleri. o gezerdi okul bahçelerini, görürdü türkün yetişen yeni filizlerini. o zaman, çanakkalenin anlamı var. ....................... ben çanakkaleye geldiğimde yaşım onyedi. neslim soyum sopum yok. ben ibrahimin koçlarının çobanıyım, cennette. beni unutmayın, beni unutmayın, ne olur çanakkaleyide unutmayın. |
Çanakkale Şehitleri Seni Bekliyor
Çiçekleri hep sıra sıra dizili, Yapraklarında isimleri yazılı, Sahilde dalgalar bile kan kızılı, Çanakkale Şehitleri seni bekler. Duygularımız buralarda dorukta, Mücahid’’in bir özetidir bu nokta, Allah Allah nidaları var ufukta, Çanakkale Şehitleri seni bekler. Şehitler her yerde diridir karşında, Nice hatıra saklı her bir taşında, Geçemeyenler yatar yanıbaşında, Çanakkale Şehitleri seni bekler |
GARDASLAR BU YAZILARI LÜTFEN ÜŞENMEDEN OKUYALIM
|
Sivas Gelibolu Arası
Sen sivasın karlı rüzgarında Yorgun bir baharda; Ben gelibolu yarımadsında Nurların gökten döküldüğü bir akşamda Hırçın bir dalgayla yıkılmış dünyasında Yalnızlığı kokluyorum yavaş yavaş. Hüzünlü bir fotğraf var elimde Şehitler geçiyor gözlerimden En sonda ben... Hasretine şehit düşmüşüm Severken öyle kendi kendime. Geldiğinde,dönemeyince seninle Gömüldüm kabatepe sahillerine Dünya üstüme düşsün Ben senin ellerine |
BU FORUMA YAZI YAZAN VEFALI ARKADAŞLARIMA CANI GÖNÜLDEN TEŞEKKÜR EDİYORUM.....
EZAN DİNMEZ BAYRAK İNMEZ..... <KAPTAN> |
[size=2][i][b]CEPHEDE NAMAZ[/b][/i][/size]
[color=blue][size=2][b]İngilizin vakit vakit gemilerden siperden... Yine bolca gülle, bomba savurduğu bir gündü Hızlı hızlı geçiyordum tehlikeli bir yerden Birden bire gözlerime büyük birşey göründü Böyle büyük görünen şey küçücük bir insandı Fakat bana çok dokundu, ayaklarım bağlandı. Ateşlerin yaladığı bu düzlükten geçenler Güllerin cehennemlik yağmurundan kaçarken Yolun biraz kenarında tek başına bir nefer, Pervasızca bombalardan, ateşlerden, herşeyden. Kendisine süngüsünden bir mihrabcık yapmışdı, Sonra onun karşısında namaza durmuştu. Ne, havada ıslak çalan... ve düştüğü yerlere Kızgın çelik dahmelerle ölüm saçan gülleler Ne, semada ifrit gibi vızıldayan teyyare Ne, dünyalık bir düşünce ne bir korku ve keder Onun demir yüreğini oynatmaktan âcizdi, Sanki toplar, şarapnallar tehlikesiz, sessizdi. Potinleri yanındaydı... Onun büyük saygısı Kunduralı ibadeti görmüyordu muvafık Böyle temiz bir yüreğin bütün işi kaygısı Elbet Hakk'ın rızasına olmalıydı mutabık Kuru toprak üzerinde kundurasız kılınan Bu namazın, pek uygun bir kubbesiydi âsuman! bir çam ona gölgesinden yapmış idi seccade Sanki tekbir alıyordu vakit vakit top sesi Gözlerinin sade akı beyaz kalan yüzünde Parlıyordu o sarsılmaz imanının gölgesi Bir Müslüman nasıl olur bu levhadan anladım Hürmetle yavaş yavaş sokuldum beş-on adım. Başındaki kabalağın gölgesine gömülen Süzük gözler dikilmişti o süngüden mihraba Hakkın büyük divanında eli bağlı dururken Artık o can kaygısı almıyordu hesaba. Allah Allah! bu ne yüksek bir imandır Yarabbi! Bir Müslüman ne büyük bir kahramandır Yarabbi! Kahramandır çünkü toplar etrafında patlarken Zerre kadar titremedi namazını bozmadı Dört yanına ateş saçan türlü türlü âfetten Sanki onu kuruyordu bir meleğin kanadı. Onun böyle tevekkülü bana çok dokundu Yüreğimi bir şey ezdi... İki gözüm sulandı. Ey medenî İngilizler! daha varsa getirin İnsanları küme küme öldürecek şeyleri Getirin de şu cenneti cehenneme çevirin, Bak onlar korkutur mu bir Müslüman neferi, Bunu halâ anlamıyor ne Hamilton ne Grey Müslümanı korkutamaz Allah'ından başka şey. Böyle dalgın düşünerek geçerken ben yanından Sağa-sola selâm verdi namazını bitirdi. Sonra biraz kımıldandı ellerini-Yaratan Allahına dua için- gök yüzüne çevirdi. Şimdi artık Allahına döküyordu derdini Gözlerini kapamıştı unutmuştu kendini. Hâlıkına karşı boynu bükük duran bir nefer Korku bilmez bir yiğitti... hürmetle eğilelim. Duasına mutlak âmin diyorlardı melekler Kendimi pek fazla gördüm usul usul çekildim. Ben giderken kulağına değdi onun sedâsı, Allahümme salli alâ seyyidina... duası. Çekilmiştim; fakat hâlâ geriye Bakıyordum ne yapıyor o diye Ben merakla böyle durup bakarken O doğruldu silkinerek yerinden Hâlikiyle hesabını bitirdi. Süngüsünü kılıfına geçirdi, Gidiyordu arkasından seslendim Dönüp baktı cevab verdi – Efendim. – Uğur ola acelen ne hemşerim Biraz eğlen gel sigara içelim. – Yok efendi affedersin işim var Öyle çokluk eğlenemem vakit dar. – Adam sen de ne olurmuş gel biraz Şuracıkta oturalım. – Olamaz. Sonra belki yetişemem nöbete Burdan daha epey sürer şu tepe Başka vakit görüşürüz inşaallah – Selâmetle koçyiğidim eyvallah Fakat bâri şu paketi olsun al – Eksik olma tütün içmem hoşça kal. – Bir söz daha: Neredesin? – İlerde Kanlı sırtın önündeki siperde... Böyle deyip şahin gibi süzüldü Sanki bağlı bir arslandı çözüldü. Kanlı sırtın önlerinde eğlenirmiş bu aslan Fakat bilmem bu toprağın kansız yeri neresi Düşmanlar da şâhiddir ki, seller gibi çağlayan Türk kanıyla yoğrulmuştur bütün dağı deresi, Sen de işte o fedakâr erlerdensin ey yiğit Vazifen pek mukaddestir onun durma hadi git. Adı neydi nereliydi soramadım kendine Fakat onun Türk olduğu lisanından belliydi. Adı Mehmet, ya Ahmet anlamağa hacet ne? Oradaki yiğitlerin hepsi de bir halliydi. Hepsi dindar, hepsi nazik, hepsi tosun, hepsi mert Hepsinde de düşman kini bir onulmaz dert. Selâm size ey Bursa'nın Ankara'nın, Konya'nın Vatan için ölümleri şeref bilen evlâdı. Emin olun sizden akan bir damlacık al kanın Elemiyle bir milletin bütün ruhu kanadı. Şimdi hâlâ nerde görsem kalabalıklı bir asker Hatırıma gelir hemen namaz kılan o nefer.[/b][/size][/color] |
yazmakta ziyaede inşallah burda tüm arkadaslar okuyordur
|
[size=2][color=red][i][b]SAĞ KOLUMU KAYBETTİM AMA SOL KOLUM VAR[/b][/i][/color][/size]
[b][size=2][color=blue]Seddülbahir ve Conkbayır'ın büyük kahramanlarından biride Bombacı Mehmet Çavuş 'tu. Bu kahraman Anadolu çocuğu ,İngilizlerin siperlerimize fırlattığı el bombalarını korkusuzca hemen yakalar,karşı tarafa fırlatır ve zararını kendilerine dokundururdu. İngilizler bunu anlamış olacaklar ki bombaları bir kaç sayı saydıktan sonra fırlatarak Mehmet Çavuş 'un iadesini önlemeye çalışmışlardı. İşte böyle bir bomba Mehmet Çavuş 'un elinde patlayarak sağ elinin bileğinden kopmasına sebep olmuştu. Bu yiğit delikanlı vazife şuuruyla hastahaneden tabur kumandanına yazdığı mektupta şöyle diyordu: "Sağ kolumu kaybettim, zarar yok,sol kolum var. Onunla da pekala iş görebilirim. Beni müteessir eden ve yüne kıtama iltihak edip düşmanla çarpışmama mani olan şey yaramın henüz kapanmamış olmasıdır. Hastahaneden kurtularak halen harbe iştirak edemediğim için beni mazur görünüz ,affedeniz muhterem kumandanım.."[/color][/size][/b] |
[size=2][b][i]YOLCU...
Dur yolcu! Bilmeden gelip bastığın, Bu toprak bir devrin battığı yerdir. Eğilde kulak ver, bu sessiz yığın, Bir vatan kalbinin attığı yerdir.[/i][/b][/size] |
[size=2][b][i]BİR YOLCUYA...
Dur yolcu!Bilmeden gelip bastığın Bu Toprak,bir devrin battığı yerdir. Eğilde kulak ver,bu sessiz yığın, Bir vatan kalbinin attığı yerdir. Bu ıssız ,gölgesiz yolun sonunda, Gördüğüm bu tümsek ,Anadolunda İstiklal uğrunda,namus yolunda, Can veren Mehmedin yattığı yerdir. Bu tümsek ,koparken büyük zelzele, Son vatan parçası geçerken ele, Mehmedin düşmanı boğuldu sele, Mübarek kanını kattığı yerdir. Düşün ki,hasrolan kan,kemik,etin Yaptığı bu tümsek ,amansız,çetin, Bir harbin sonunda,bütün milletin, Hürriyet zevkini tattığı yerdir....[/i][/b][/size] |
[size=2][color=red][i][b] SORAN OLURSA [/b][/i][/color][/size]
[b][size=2][color=blue]Seni tek başına gören olursa Dertliyim derman bulunmaz dersin Gözünden akan yaşı gören olursa Sevdiğim askerden gelmedi dersin Başkasını seversin diyen olursa Ondan başkasını sevemem dersin Seni evlendirecekler diyen olursa Ömrümde başkasına yar olmam dersin Ne zaman gelecek diye soran olursa Geldi kalbimde yaşıyor dersin Onun aşkı yalan diyen olursa Ettiğimiz yemin büyüktür dersin[/color][/size][/b] [size=2][i][b][color=darkblue]ASKERLER VURULUNCA DEĞİL UNUTULUNCA ÖLÜRLER[/color][/b][/i][/size] |
[size=2][color=red][i][b]MEHMEDİM[/b][/i][/color][/size]
[size=2][color=blue][b]Gayrı anlatılmaz bu savaş bence Dağ taş konuşmuştu kendi dilince Hücum diye bir ses duydum ilk önce Sonra allah allah dedi mehmedim Ne ana ne sıla ne yar hayali Bir gör mehmetteki kükremiş hali Kırpmadı gözünü yağmur misali Mermi yedi havan yedi mehmedim Can askerim Bu öyle bir iman öyle ihlas ki Secde eder cümle canlı ve bitki Bir temmuz akşamı allah şahit ki Şaha kalkmış vatan idi mehmedim Bu akşam yıldızlar saramış gibi Tepeler titreşir hava kış gibi Bir dağın sırtında dağ varmış gibi Omuzlamış bir mehmedim mehmedim Can askerim[/b][/color][/size] |
EZAN DİNMEZ BAYRAK İNMEZ...........
|
şu topraklar üzerinde rahatça oturoyasak onların sayesinde
allah onlardan razı olsun |
[size=2][color=red][i][b]MEHMETÇİĞE SAYGI[/b][/i][/color][/size]
[color=blue][b][b]25 Nisan 1915 günü Conk Bayırı'nda Türkler ve birleşik kuvvetleri arasında korkunç siper savaşları oluyor.Siperler arasında 8 metre mesafe var.Süngü hücumundan sonra savaşa ara verildi.Askerler siperlerine çekildi.Yaralılar ve ölüler toplanıyor.İki siper arasında açıkta ağır yaralı ve bir bacağı kopmak üzere olan ingiliz yüzbaşısı avazı çıktığı kadar bağırıyor,ağlıyor,kurtarın diye yalvarıyordu.Fakat hiç kimse çıkıpta ona yardım edemiyordu.Çünkü en küçük bir kıpırdanmada yüzlerce kurşun yağıyordu.Bu sırada akıl almaz bir olay oldu. Türk siperlerinden beyaz bir iç çamaşırı sallandı.Arkasından aslan yapılı bir Türk askeri silahsız siperden çıktı.Hepimiz donup kaldık.Kimse nefes almıyor ona bakıyorduk.Asker yavaş adımlarla yürüyor,siperdekiler ona nişan almış bekliyordu.Asker yaralı ingiliz subayını okşar gibi yerden kucakladı,kolunu omuzuna attı ve bizim siperlere doğru yürümeye başladı.Yaralıyı usulca yere bırakıp geldiği gibi kendi siperlerine döndü.Teşekkür bile edemedik.Savaş alanlarında günlerce bu kahraman Türk Askerinin cesareti,güzelliği ve insan sevgisi konuşuldu. Dünyanın en yürekli ve kahraman Askeri Mehmetçiğe derin sevgi ve saygılar.[/b][/b][/color] [i][b] Üsteğmen CASEY (Daha sonra Avustralya Genel Valisi oldu)[/b][/i] |
[size=2][color=red][b]AŞAĞIDAKİ MEKTUP ÇANAKKALEDE ŞEHİT OLAN BİR YİĞİDİN MEKTUBUDUR....[/b][/color][/size]
[b][color=blue]BİR ÇANAKKALE ŞEHİDİNİN SON MEKTUBU[/color][/b] [b][size=2][color=black]Valideciğim, Dört asker doğurmakla müftehir şanlı Türk annesi! Nasihat-amiz mektubunu, Divrin Ovası gibi güzel, yeşillik bir ovacığın ortasından geçen derenin kenarındaki armut ağacının sayesinde otururken aldım. Tabiatın yeşillikleri içinde mest olmuş ruhumu bir kat daha takviye etti. Okudum, okudukça büyük dersler aldım. Tekrar okudum. Şöyle güzel ve mukaddes bir vazifenin içinde bulunduğumdan sevindim. Gözlerimi açtım, uzaklara doğru baktım. Yeşil yeşil ekinlerin rüzgara mukavemet edemeyerek eğilmesi, bana, annemden gelen mektubu selamlıyor gibi geldi. Hepsi benden tarafa doğru eğilip kalkıyordu ve beni, annemden mektup geldi diyerek tebrik ediyorlardı. Gözlerimi biraz sağa çevirdim güzel bir yamacın eteklerindeki muhteşem çam ağaçları kendilerine mahsus bir seda ile beni tebşir ediyorlardı. Nazarlarımı sola çevirdim cığıl cığıl akan dere, bana validemden gelen mektuptan dolayı gülüyor, oynuyor, köpürüyordu... Başımı kaldırdım, gölgesinde istirahat ettiğim ağacın yapraklarına baktım. Hepsi benim sevincime iştirak ettiğini, yaptıkları rakslarla anlatmak istiyordu. Diğer bir dalına baktım, güzel bir bülbül, tatlı sedasile beni teşhir ediyor ve hissiyatıma iştirak ettiğini ince gagalarını açarak göstermek istiyordu. İşte bu geçen dakikalar anında, hizmet eri: -Efendim, çayınız, buyurunuz, içiniz, dedi. -Pekala, dedim. Aldım baktım, sütlü çay... -Mustafa bu sütü nereden aldın? dedim. -Efendim, şu derenin kenarında yayıla yayıla giden sürü yok mu? -Evet, dedim. Evet ne kadar güzel. -İşte onun çobanından 10 paraya aldım. Valideciğim, on paraya yüz dirhem süt, hem de su katılmamış. Koyundan şimdi sağılmış, aldım ve içtim. Fakat bu sırada düşünüyorum. Ben validemin sayesinde onun gönderdiği para ile böyle süt içeyim de, annem içmesin, olur mu? Şevket neden içmiyor? Fakat yukarıdaki bülbül bağırıyordu: "Validen kaderine küssün, ne yapalım. O da erkek olsaydı, bu çiçeklerden koklayacak, bu sütten içecek, bu ekinlerin secdelerini görecek ve derenin aheste akışını tetkik edecek ve çıkardığı sesleri duyacak idi." Şevket merak etmesin, o görür, belki de daha güzellerini görür. Fakat valideciğim, sen yine müteessir olma. Ben seni, evet seni mutlaka buralara getireceğim. Ve şu tabii manzarayı göstereceğim. Şevket, Hilmi de senin sayende görecektir. O güzel çayırın koyu yeşil bir tarafında, çamaşır yıkayan askerlerim saf saf dizilmişler. Gayet güzel sesli biri ezan okuyordu. Ey Allah'ım, bu ovada onun sesi be kadar güzeldi. Bülbül bile sustu, ekinler bile hareketten kesildi, dere bile sesini çıkarmıyordu. Herkes, her şey, bütün mevcudat onu, o mukaddes sesi dinliyordu. Ezan bitti. O dereden ben de bir abdest aldım. Cemaat ile namazı kıldık. O güzel yeşil çayırların üzerine diz çöktüm. Bütün dünyanın dağdağa ve debdebelerini unuttum. Ellerimi kaldırdım, gözlerimi yukarı diktim, ağzımı açtım ve dedim : -Ey Türklerin Ulu Tanrısı! Ey şu öten kuşun, şu gezen ve meleyen koyunun, şu secde eden yeşil ekin ve otların, şu heybetli dağların Halkı! Sen bütün bunları Türklere verdin. Yine Türklerde bırak. Çünkü böyle güzel yerler, seni takdis eden ve seni ulu tanıyan Türklere mahsustur. "Ey benim Yarabbim! Şu kahraman askerlerin bütün dilekleri; ism-i celalini İngilizlere ve Fransızlara tanıtmaktır. Sen bu şerefli dileği ihsan eyle, ve huzurunda titreyerek, böyle güzel ve sakin bir yerde sana dua eden biz askerlerin süngülerini keskin, düşmanlarını zaten kahrettin ya, bütün bütün mahveyle!" Diyerek bir dua ettim ve kalktım. Artık benim kadar mes'ut, benim kadar mesrur bir kimse tasavvur edilemezdi. Dünyanın en güzel yerleri burası imiş. Yalnız bu memleketlerde düğün olmuyor. İnşallah düşman asker çıkarır da, bizi de götürürler, bir düğün yaparız, olmaz mı? Kadir'e mektup yazdım. Valideciğim, evdeki senet vesaireyi kimselere kat'iyyen vermeyin ve sorarlarsa biz bilmiyoruz deyin. Çantayı al, sandığa koy. Ben sana vaktiyle anlatmış idim., bu dünya böyledir. Fakat sen merak etme. O parayı vermese, adliyedeki adam vermezdi. Hani nasıl aldık. Yalnız zaman ister. Valideciğim, çamaşır falan istemem, paralarım duruyor, Allah razı olsun. Oğlun Hasan Etem 4 Nisan 1331 (17 Nisan 1915)[/color][/size][/b] |
BU VATAN BİZİM.....
ŞEHİTLERİMİZİN RUHU RAHAT OLSUN... BİZLER VAAR OLDUĞUMUZ SÜRECE EZAN DİNEMZ BAYRAK İNMEZ...... |
ŞEHİTLER ÖLMEZ.... VATAN BÖLÜNMEZ....
|
[i][size=2][b][color=red]TÜRK ASKERİNE SAYGI[/color][/b][/size][/i]
[size=2][color=blue]Tarih kitaplarında Türkler hakkında yazılı olanlar,hatta onlarla savaşanların anlattıkları gerçekleri ifadeden acizdir.Mutluluk Türklerle beraber savaşmaktır. Bu şerefi ömrümün sonuna kadar taşıyacağım. Taş üzerinde yatıyor,güneşe,fırtınalara,soğuğa,yağmura karşı korumasız siperlerde,çamur ve toz içinde günler geçiyor.Fakat dünyanın bütün vasıta ve imkanlarına sahip düşmanlarıyla aslanlar gibi döğüşüyorlardı.Bu ne sessiz, gösterişsiz bir yurt sevgisi idi..!Allah adını yürekten tekrarlayarak saldırganın üzerine atılıyorlardı.Düşmanları da onlara hayrandı.[/color][/size] [size=2][color=red][i][b](Mehmetçiğe minnet ve saygılarımla)[/b][/i][/color][/size] [b][color=black]Gen.Liman Von SANDERS Alman Generali 5.Ordu Komutanı[/color][/b] |
| WEZ Format +2. Şuan Saat: 10:12. |
Powered by: vBulletin. Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
Copyright © 2005