![]() |
EVET ARKADASLAR YARIN İTİBARİ İLE (12MART) İSTİKLAL MARŞINMIZIN KABULUNUN 84. YIL DÖNÜMÜ TÜM TÜRK HALKININ KUTLU OLSUN...BU MUAZZAM ŞİİRİ YAZAN BÜYÜK DÜŞÜNÜR YAZAR...VE ALİM MEHMET KİF ERSOYUDA RAHMET İLE ANIYORUZ...BU UBAREK CUMA GÜNÜDE BÜYÜK ZAT A FATİHALARMIIZ EKSİK ETMEYELİM...
BU YAZIYI LÜTFEN OKUYUN FARKINDAYIM UZUN AMA ALLAH RIZA İÇİN LÜTFEN OKUYUN..VEDE ZAMANINIZI ALDIĞIM İÇİNDE HAKKINIZI HELAL EDİN İSTİKLAL MARŞI Kahraman Ordumuza Korkma! Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak O benim milletimin yıldızıdır parlayacak O benimdir, o benim milletimindir ancak Çatma kurban olayım çehreni ey nazlı hilal Kahraman ırkıma bir gül. Ne bu şiddet bu celal Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal Hakkıdır hakka tapan milletimin istiklal Ben ezelden beridir hür yaşadım hür yaşarım Hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner aşarım Yırtarım dağları, enginlere sığmam taşarım Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddım var Ulusun! Korkma nasıl böyle bir imanı boğar Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar Arkadaş yurduma alçakları uğratma sakın Siper et gövdeni dursun bu hayasızca akın Doğacaktır sana vaadettiği günler hakkın Kim bilir belki yarın, belki yarından da yakın Bastığın yerleri toprak diyerek gecme tanı Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı Sen sehit oğlusun, incitme yazıktır atanı Verme dünyaları alsan da bu cennet vatanı Kim bu cennet vatan uğruna olmaz ki feda Şüheda fışkıracak toprağı sıksan şüheda Canı cananı bütün varımı alsın da hüda Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda Ruhumun senden ilahi şudur ancak emeli Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli Şu ezanlar ki saadetleri dinin temeli Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli O zaman vecd ile bin secde eder varsa taşım Her cerihamdan ilahi boşanıp kanlı yaşım Fışkırır ruhi mücerret gibi yerden naşım O zaman yükselerek arşa değer belki başım Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilal Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlal Hakkıdır hür yaşamış bayrağımın hürriyet Hakkıdır hakka tapan milletimin istiklal Mehmet Akif Ersoy MEHMET AKİF ERSOY 1873 1936 şair. İstiklal Marşı'nı yazmış, günlük konuşma dilinin şiirle kaynaşmasını sağlayarak halkçı bir nazmın doğuşuna ön ayak olmuştur. İstanbul'da doğdu, 27 Aralık 1936'da aynı kentte öldü. Bir medrese hocası olan babası doğumuna ebced hesabıyla tarih düşerek ona "Rağıyf" adını vermiş, ancak bu yapma kelime anlaşılmadığı için çevresi onu "Âkif" diye çağırmıştır. Babası Arnavutluk'un Şuşise köyündendir, annesi ise aslen Buharalı'dır. Mehmed Âkif ilköğrenimine Fatih'te Emir Buharî mahalle mektebinde başladı. Maarif Nezareti'ne bağlı iptidaîyi ve Fatih Merkez Rüştiyesi'ni bitirdi. Bunun yanı sıra Arapça ve İslami bilgiler alanında babası tarafından yetiştirildi. Rüştiye'de "hürriyetçi" öğretmenlerinden etkilendi. Fatih camii'nde İran edebiyatının klasik yapıtlarını okutan Esad Dede'nin derslerini izledi. Türkçe, Arapça, Farsça, veFransızca bilgisiyle dikkati çekti. Mekteb-i Mülkiye'nin idadi (lise) bölümünde okurken şiirle uğraştı. Edebiyat hocası İsmail Safa'nın izinden giderek yazdığı mesnevileri şair Hersekli Arif Hikmet Bey övgüyle karşıladı. Babasının ölümü ve evlerinin yanması üzerine mezunlarına memuriyet verilen bir yüksek okul seçmek zorunda kaldı. 1889'da girdiği Mülkiye Baytar Mektebi'ni 1893'te birincilikle bitirdi. Ziraat Nezareti (Tarım Bakanlığı) emrinde geçen yirmi yıllık memuriyeti sırasında veteriner olarak dolaştığı Rumeli, Anadolu ve Arabistan'da köylülerle yakın ilişkiler kurma olanağı buldu. İlk şiirlerini Resimli Gazete'de yayımladı. 1906'da Halkalı Ziraat Mektebi ve 1907'de Çiftçilik Makinist Mektebi'nde hocalık etti. 1908'de Dârülfünûn Edebiyat-ı Umûmiye müderrisliğine tayin edildi. İlk şiirlerinin yayımlanmasını izleyen on yıl boyunca hiçbir şey yayımlamadı. 1908'de II. Meşrutiyet'in ilanıyla birlikte Eşref Edip'in çıkardığı Sırat-ı Müstakim ve sonra Sebilürreşad dergilerinde sürekli yazılar yazmaya, şiirler ve çağdaş Mısırlı İslam yazarlarından çeviriler yayımlamaya başladı. 1913'te Mısır'a iki aylık bir gezi yaptı. Dönüşte Medine'ye uğradı. Bu gezilerde İslam ülkelerinin maddi donatım ve düşünce düzeyi bakımından Batı karşısındaki zayıflıkları konusundaki görüşleri pekişti. Aynı yılın sonlarında Umur-u Baytariye müdür muavini iken memuriyetten istifa etti. Bununla birlikte Halkalı Ziraat Mektebi'nde kitabet ve Darülfununda edebiyat dersleri vermeye devam etti. İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne girdiyse de cemiyetin bütün emirlerine değil, sadece olumlu bulduğu emirlerine uyacağına dair and içti. I. Dünya Savaşı sırasında İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin gizli örgütü olan Teşkilât-ı Mahsusa tarafından Berlin'e gönderildi. Burada Almanlar'ın eline esir düşmüş Müslümanlar için kurulan kampta incelemeler yaptı. Çanakkale Savaşı'nın akışını Berlin'e ulaşan haberlerden izledi. Batı uygarlığının gelişme düzeyi onu derinden etkiledi. Yine Teşkilât-ı Mahsusa'nın bir görevlisi olarak çöl yoluyla Necid'e ve savaşın son yılında profesör İsmail Hakkı İzmirli'yle birlikte Lübnan'a gitti. Dönüşünde yeni kurulan Dâr-ül -Hikmetül İslâmiye adlı kuruluşun başkâtipliğine getirildi. Savaş sonrasında Anadolu'da başlayan ulusal direniş hareketini desteklemek üzere Balıkesir'de etkili bir konuşma yaptı. Bunun üzerine 1920'de Dâr-ül Hikmet'deki görevinden alındı. İstanbul Hükümeti Anadolu'daki direnişçileri yasa dışı ilan edince Sebillürreşad dergisi Kastamonu'da yayımlanmaya başladı ve Mehmed Âkif bu vilayette halkın kurtuluş hareketine katkısını hızlandıran çalışmalarını sürdürdü. Nasrullah Camii'nde verdiği hutbelerden biri Diyarbakır'da çoğaltılarak bütün ülkeye dağıtıldı. Burdur mebusu sıfatıyla TBMM'ye seçildi. Meclis'in bir İstiklâl Marşı güftesi için açtığı yarışmaya katılan 724 şiirin hiçbiri beklenilen başarıya ulaşamayınca maarif vekilinin isteği üzerine 17 Şubat 1921'de yazdığı İstiklal Marşı, 12 Mart'ta birinci TBMM tarafından kabul edildi. Sakarya zaferinden sonra kışları Mısır'da geçiren Mehmed Âkif, laik bir Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulması üzerine Mısır'da sürekli olarak yaşamaya karar verdi. 1926'dan başlayarak Camiü'l-Mısriyye'de Türk dili ve edebiyatı müderrisliği yaptı. Bu gönüllü sürgün yaşamı sırasında siroz hastalığına yakalandı ve hava değişimi için 1935'te Lübnan'a, 1936'da Antakya'ya birer gezi yaptı. Yurdunda ölmek isteği ile Türkiye'ye döndü ve İstanbul'da öldü. Mehmed Âkif'in 1911'de 38 yaşında iken yayımladığı ilk kitabı Safahat bağımsız bir edebi kişiliğin ürünüdür. Bununla birlikte kitabın Tevfik Fikret'ten izler taşıdığı görülür. Fransız romantiklerinden Lamartine'i Fuzuli kadar, Alexandre Dumas fils'i Sâdi kadar sevdiğini belirten şair, bütün bu sanatçıların uğraşı alanlarına giren "manzum hikâye" biçimini kendisi için en geçerli yazı olarak seçmiştir. Ancak, sahip olduğu köklü edebiyat kaygusu onun yalınkat bir manzumeci değil, bilinçle işlenmiş ve gelişmeye açık bir şiir türünün öncüsü olmasını sağlamıştır. Mehmed Âkif'in düşünsel gelişiminde en belirleyici öğe onun çağdaş bir İslamcı oluşudur. Çağdaş İslamcılık, Batı burjuva uygarlığının temel değerlerinin İslam kaynaklarına uyarlı olarak yeniden gözden geçirilmesini, Batı'nın toplumsal ve düşünsel oluşumuyla özde bağdaşık, ama yerel özelliklerini koruyan güçlü bir toplum yapısına varmayı öngörür. Bu görüşe koşut olarak Mehmed Âkif'in şiir anlayışı Batılı, hatta o dönemde Batı'da bile örneklerine az rastlanacak ölçüde gerçekçidir. Kafiyenin geleneksel Osmanlı şiirinde bir bela olduğunu savunan, resim yapmanın yasak sayılmasının, somut konumların betimlenmesini aksattığı ve bu yüzden şiirin olumsuz etkiler altında kaldığı görüşünü ileri süren Mehmed Âkif, Fuzuli'nin Leylâ vü Mecnûn adlı yapıtının plansız olduğu için yeterince başarılı olamadığını dile getirecek ölçüde çağdaş yaklaşımlara eğilimlidir. Konuşma diline yaslandığı için kolayca yazılıvermiş izlenimi veren şiirleri biçime ilişkin titiz bir tutumun örnekleridir. Hem aruzdan doğan bağların üstesinden gelmiş, hem de şiirin bütününü kapsayan bir iç musiki düzenini gözetmiştir. Dilde arılaşmadan yana olan tutumunu her şiirinde biraz daha yalın bir söyleyişi benimseyerek somutlukla ortaya koymuştur. Mehmed Âkif geleneksel edebiyatın olduğu kadar, Batı kültürünün değerleriyle etkileşimi kabul eder, ancak Doğu'ya ya da Batı'ya öykülenmeye şiddetle karşı çıkar. Çünkü her edebiyatın doğduğu toprağa bağlı olmakla canlılık kazanabileceği ve belli bir işlevi yerine getirmedikçe değer taşımayacağı görüşündedir. Gerçekle uyum içinde olmayı herşeyin üstünde tutar. Altı yüzyıllık seçkinler edebiyatının halktan uzak düştüğü için bayağılaştığına inanır. İçinde yaşanılan toplumun özellikleri göz önüne alınmadan Batılı yeniliklere öykünmenin doğrudan doğruya edebiyata zarar vereceği, "edebsizliğin başladığı yerde edebiyatın biteceği" anlayışına bağlı kalarak "sanat sanat içindir" görüşüne karşı çıkmış, "libas hizmetini, gıda vazifesini" gören bir şiiri kurma çabasına girişmiştir. Bu yüzden toplumsal ve ideolojik konuları şiir ile ve şiir içinde tartışma ve sergileme yolunu seçmiştir. Bütün çıplaklığıyla gerçeği göstermekteki amacı okuyucusunu insanların sorunlarına yöneltmektir. Bu kaygıların sonucu olarak yoksul insanların gerçek çehreleriyle yer aldığı şiirler Türk edebiyatında ilk kez Mehmed Âkif tarafından yazılmıştır. Mehmed Âkif şiirinin yaşadığı dönemde ve sonrasında önemini sağlayan gerçekçi tutumudur. Bu şiirde düş gücünün parıltısı yerini gözle görülür, elle tutulur bir yapıya bırakmıştır. Şairin nazım diline bu dilin özgül niteliğini bozmaksızın elverişli olduğu gelişmeyi kazandırması, aruz veznini yumuşatmayı, başarmasıyla mümkün olmuştur. Bu aynı zamanda Türkçe'nin şiir söylemedeki olanaklarının ne ölçüde geniş olduğunu göstermesi demektir. Söz konusu dönemde her şairin dili kişisel bir dil kurma adına dar bir vadiye sıkışmak zorunda kalmıştı. Mehmed Âkif dilin toplumsal kimliğini öne çıkarmış, üslupta öz günlük ve kişiselliğe ulaşmıştır. Yenilikçi bir şair olarak, yaşadığı dönemde görülen ölçüsüz yenilik eğiliminin bozucu etkilerine, ölçüsü işleviyle bağlantılı bir şiir kurmak suretiyle sınır çekmeye çalışmıştır. |
ALLAH RAHMET ETSİN
ŞAİRİMİZ MEHMET AKİF ERSOY TARİHE MALOLMUŞ İNSANDIR |
MİLLİ ŞAİRİMİZ MEHMET AKİFİN RUHU RAHAT OLSUN... BİZ VAAR OLDUĞUMUZ SÜRECE BU MİLLETE BİR DAHA İSTİKLAL MARŞI YAZMAK KIZMET OLMAYACAK... BAĞIMSIZLIĞIMIZI KİMSE ALAMAZ....
KORKMA ! SÖNMEZ BU ŞAFAKLARDA YÜZEN AL SANCAK.. EZEN DİNMEZ BAYRAK İNMEZ.... İSTİKLAL MARŞI SUSTURULAMAZ.... |
ey şehid oğlu şehid isteme benden makber
sana avucunu açmış duruyor peygamber!!!! allah bütün şehidlerimizden razı olsun ruhları şad olsun.. ................amin........... .........elfi elfi aminnnnnnnn.............. |
[quote=doktor]ey şehid oğlu şehid isteme benden makber
sana avucunu açmış duruyor peygamber!!!! allah bütün şehidlerimizden razı olsun ruhları şad olsun.. ................amin........... .........elfi elfi aminnnnnnnn..............[/quote][size=7][/size]AMİN |
AMİN
|
BİZLERİ BUGUNLERE GETİRENLER İÇİN...RUHLARINA EL FATİHA
|
İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü işbirliğinde, İstiklal Marşımızın TBMM'nde kabulünün 84. yılı kutlanıyor.
Bu münasebetle, "İstiklal Marşımızı Ezbere Okuma Yarışması Ödül Töreni" ile "Mehmet Akif Ersoy'u Anma Günü" düzenlenecek. İstanbul'daki resmi ve özel ilköğretimokulları ile liselerde okuyan öğrenciler arasında düzenlenen yarışmada dereceye giren öğrencilere, 12 Mart - Cumartesi günü düzenlenecek törenle ödülleri verilecek EVET ARKADAŞLAR, BU GÜN SAAT, 11:00 DE CEMAL REŞİT REY (CRR) KONSER SALONU'NDA (HARBİYE) İST.B.ŞEHİR BELD. OLARAK ORGANİZE ETTİĞİMİZ PROGRAMA KATILMAK İSTEYENLER GİRİŞ TE ADIMI VERSİNLER; BANA ULAŞMAYA ÇALIŞSINLAR... |
o raya çok gelmek isterdım ama malum işler sebbi ile gelemiyorum. :(
|
ah mustafa abi ah... gelmek isteriz ama işlerden fırsat yok.....
|
| WEZ Format +2. Şuan Saat: 13:35. |
Powered by: vBulletin. Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
Copyright © 2005