Cevap: Yıldız: "Tarihe Geçmek İstiyoruz"
TARİH BİLMEDEN TARİHE SAYGI OLMAZ
Ne akla hizmettir bilinmez yöresel bazı yer adlarımızı değiştirerek kendilerine göre Türklüğe hizmet ettiklerini sanan bazı yöneticilerin aslında bizi köklerimizden kopardıklarını bir bilselerdi sanırım yapmazlardı diye düşünmekteyim.
Şimdi bazı değiştirilen adları irdelediğimizde göreceğiz ki ne kadar yanlışlık yapmışız. Şunu bilelim ki tarih sadece taşlarda yaşamaz. Dilde de yaşar.
Şimdi çimkürek ismini değiştirdik. Ne koyduk esen yurt. Şimdi çimkürek çemkürmekle benzer kökten türemiş bir sözcük. Anlamıda karşıda duran demek. Şimdi Sivas’ın karşısında duran bir yer değil mi? Orasının yakınına kurduğumuz semtin adı da Karşıyaka değil mi? Ha karşı yaka ha çimkürek aynı anlamda. Üstelik çimkür sözü orta Asya Türk ağızlarında hala yaşayan bir sözcüktür.
Değiştirdiğimiz bir diğer köy adı, kılhıdık. Bu sözcük kelhöduk ten bozulmuş bir söz anlamı da kel tepe demek. Zaten kel bir tepe değil mi? Başka bir Türk ağzına göre de küçük tepe küçük dağ anlamına da geliyor. Hala dilimizde olan güdük kelimesine bakınca bu anlamında kullanılmış olabileceği mümkündür. Ama değiştirmişiz. Uzuntepe yapmışız. Güya Türkçe yapmışız.
Benzer bir terslik pirkinik içinde söz konusu. Pirkinik berkinik sözünden bozulma bir söz. Anlamı da dincelme yeri. Yani Soğuk çermiğin o bölgede olduğunu düşündüğümüzde sağlamlaşma dincelme yeri olmaya uygun bir isim değil mi. Berk sözcüğünden türeme o kadar çok Türkçe kelime var ki. Ama Türkçe bilgisinden yoksun olunca her şeyi başka ad olarak görmüşüz, değiştirmişiz.
Oysaki bunu yaptığımızda Anadolu’daki beş bin yıllık Türk damgasını kendi ellerimizle silmişiz hiç bilmemişiz. Ök-ük-uk ık ve ik eklerini başka anlamlar çağrıştırıyor diyorsak, esürük, osuruk, öksürük, pünzürük pıksırık, hapşırık tapşırık hıçkırık, kıçgırık sözlerimizi neden değiştirmemişiz.
Balahor köyünün adını da değiştirmişiz. Yıldızlı köyü koymuşuz. Oysaki bu sözcük bulak ve kor sözcüklerinden birleşme bir isim. Anlamı da sıcak su gözesi demektir. Şimdi çermikten çıkan sıcak su gözelerine bakıp da bu köyünde orada olduğunu bile bile ismi sıcak pınar anlamında olan bu sözü neden değiştirdik? Kime hizmet etmişiz bu yolla. Yani balahor yanlış ise doğrusuna dönersin bulakkor korsun.
Kılavuz ismi de zaman içerisinde değişikliğe uğrayan isimlerden.qol as dan değişmiştir.Qol dağın tepenin eteği demek.Orta Asya Türk ağızlarında yaşayan ve Kaşgarlı Mahmut’un divanında da olan bir sözcük.Şimdi kılavuzun bulunduğu yerin konumuna bakalım.tepenin önüne yerleşmiş bir yer değil mi?
As sözcüğü ise Sivas ı daha sı Suvas’ı(su-as) kuran As Türklerinin(ön Türkler) isminden geliyor. Demek ki kılavuz tepe önündeki yerleşik asların yeri anlamında bir isim. Çavuşbaşı da çav ve as sözlerinden geliyor. Yukarı asların yaşadığı yer. Bugün baktığımızda Çavuşbaşı semti Sivas’ın yukarısında değil mi?
Mundar ırmak sözünü de kullanmıyoruz artık. Mun Türkçe de bun la aynı anlama geliyor. Pis demek. Mun ya da bun dere zamanla halk dilinde mundar ismine dönüşmüş. Zaten o döneme göre mısmıl temiz, mundar pis olarak algılanmıyor mu idi? Aynı farklılaşma pünzürük de de var. Bun ve sürük-sürek(akan) sözleri zamanla birleşerek dönüşüme uğramış pünzürük olmuş. Bu derenin suyuna bakıldığında da acı olması bun adı verilmesine neden olmuş anlaşılan.
Bu örnekleri daha çok artırmak mümkündür. Asıl bu yazında değinmek istediğim bir konu var ki iki milletin tarihinin kesiştiği bir yar. Burası şimdiki adı ile bildiğimiz , uzuntepe köyüdür. Burada 19 yy da Osmanlıya sığınan Abazya prensi marşania Abdulkadir bey yaşamıştır. Her ne kadar biz henüz Abhazya’yı devlet olarak tanımamış olsak da devlet olduğu 1999 yılından beri bir gerçektir. Abhazya devletini 19.yy da Ruslar işgal ettiğinde Osmanlıya sığınan Abhazya prensleri ve efradı Sivas’ta yerleşime tabi tutulur. Bu prensin kız kardeşi Nazik Eda Hanım son Osmanlı padişahı Vahdettin’in hanımıdır. Yani Osmanlı ile Abaza devletlerinin tarihsel olarak birleştikleri bir mekândır Uznuntepe Mahallesi. Yani hem bizim hem de Abhazlar için önemli bir yerdir. Abdülkadir beyin oğlu İsmail Bey daha sonra İstiklal savaşında ülkemizin savunulması uğrunda şehit olmuştur. Böylelikle de ona minnet borcumuz bulunmaktadır. Bu tarihi bir fırsattır. Bence Kafkas dernekleri ve il yöneticilerimizin ortaklaşa yapacakları çalışma ile bu konudaki bilgiler aydınlığa çıkartılır ve her iki ülke halkları için ortak bir değere dönüştürülerek Sivas’ımız ulusal ve uluslar arası değerde yeni bir nedenle tanıtımı sağlanmış olur. Bu aileden her ne kadar kimse kalmamış olsa da onlar bize tarihimizden mirastır. Saklanması gerekmektedir.
Bir diğer ulusal ve uluslar arası önemli isim de Mevlana İsmail Şirvani’dir. Mezarı her ne kadar Amasya da bulunda da Sivas ta 19 yy da 9 yıl yaşamıştır. Oda Başta Kafkas direnişinin kartalı olan Şeyh Şamil’in hocasıdır. Kafkas örgütlenmesini organize eden bir dini önderdir. Bu nedenle Ruslar tarafından sınır dışı edilmiştir. Ülkemizde ve Azerbaycan’da akrabaları bulunmaktadır. Mevlana mahallesine ismini veren bu şahıstır. Nakşibendîlerin Halidiye kolunun kurucularından olan Mevlana Halid Bağdadi’nin halifelerinden olan Mevlana İsmail Şirvani’nin de gereken saygıyı hak ettiğine inanıyorum. Sivas bu tarihi kişiliğe sahip çıkarak tarihini zenginleştirmede önemli bir adım atmış olacaktır.
Ulusal kurtuluş savaşı sırasında Sivas’ta uzunca süre çalışmış, Dünyadaki Müslüman din önderlerini, Şubat 1920 de İslam Şurasını toplayan Muhammed es senusi ki, daha sonra Türkiye Büyük Millet meclisi tarafından şeyh-ü İslam olarak görevlendirilmiş, Libya’nın İtalyanlara karşı direnişinin kahramanı olan bu zatta Sivas’ımızı onurlandırmış şahıslardandır.
Tarihe saygı sadece taş yapıları korumaktan ibaret değildir. Sözcükleri, anıları tarihe mal olmuş kişileri de sahiplenmek, tarihe karşı bir görevdir. Bunların isimleri belirli yerlere konularak yaşatılmalıdır.
|