|
Tecrübeli Yiğido
Üyelik Tarihi: 03.08.2005
Mesajlar: 907
Thanks: 1.515
381 Mesajına 949 Kez Teşekkür Edildi.
Tecrübe Puanı: 837 
|
--->: 30 Ağustos Zafer Bayramı Kutlu Olsun!
kurtuluş savaşı sırasında istanbul da gazetecilik yapan falih rıfkı atay, büyük taarruz dan bir türlü haber alamamanın sıkıntısını yaşamaktadır.çünkü daha 4 günce ankara dünya ile ilişkisini kesmiş ve mustafa kemal e darbe yapıldığı söylentileri gelmiştir, bundan 2 gün sonra 100 yıl sonra ilkkez taaruza kalktığımızı öğrenmiş istanbul halkı mutluluktan havalara uçmuştur, ancak 2 gün daha geçmiş taaruzun başladığı günden bu yana ses soluk yoktur cephelerden ve falih rıfkı atay şöyle anlatır, 30 ve 31 ağustos 1922 günleri yaşadıklarını:
...
fakat içimizdeki sorunun, kimseden aramaya cesaret edemediğimiz cevabı kendiliğinden yayılıverdi: başkomutan mustafa kemal paşa bütün karargahı ile beraber esir olmuş...
keder insanı öldürmez derlerse, bu söze inanınız. kalb denen şeyin ne dayanıklı bir maddeden yapılmış olduğunu ben, o akşamüstü büyükada vapurunun güvertesinde öğrendim.
türkleri büyükada yat kulübü nden kovmuşlardı. yalnız bir iki sırnaşık, yolunu bularak içlerine sokulabilmişlerdi. bunlar, o akşam cezalarını çekmişlerdir. çünkü kulüpte, mustafa kemal in esir olması şerefine kulübün bütün şampanyaları patlatılıyor ve türkler de dağıtılan kadehleri içmeye zorlanıyordu. ada sokakları, çoluk çocuğun çığlıklarıyla geçilmez bir hale geldi.
ölümü bir uyku, rahat bir uyku gibi arıyarak sabah ettik. ilk vapurun en görünmez köşelerine sığınarak, iki büklüm köprüye indik.
bütün türkleri, yas içinde bulacağımı sanıyordum. meğer ne kadar soysuzluğa uğramışız. acaba sokakların hepsi, şu veya bu muhipler cemiyeti üyeleri mi idi? bizimkiler utançlarından evde mi kalmışlardı? bu gülüşler, bu çırpınışlar, bu el sıkışanlar ne idi?
meğer bütün karargahı ile başkomutan mustafa kemal değil, yunan başkomutanı trikopis esir olmuş...
size, kalbin ne dayanıklı bir maddeden yapılmış olduğunu yukarıda söylemeseydim, burada söylerdim. bir çocuk gibi sıçramaya başladım. habere, havadise, telgrafa koşuyorum. yunan ordusunu yoketmişiz ve izmir e iniyormuşuz.
ben, ömrümde hiçbir edebiyat eserinde, ordulara ilk hedeflerinin akdeniz olduğunu bildiren günlük emri okurken duyduğum zevki duymadım. bu, bütün heyecanların üstünde bir heyecan veren, bütün şiirlerin üstünde bir şiirdi. ne olmuştuk, biliyor musunuz? kurtulmuştuk.
ah mustafa kemal, mustafa kemal, sen ölünceye kadar o günün sevincini ödeyebilmekten başka bir şey düşünmeyeceğim.
konuşmak için dilim, yazmak için kalemim tutuldu.(...)
nemiz varsa, bağımsız bir devlet kurmuşsak, hür vatandaş olmuşsak, şerefli insanlar gibi dolaşıyorsak, yurdumuzu batının, vicdanlarmızı ve kafamızı doğunun pençesinden kurtarmışsak, şu denizlere bizim diye bakıyor, bu topraklarda ana bağrının sıcaklığını duyuyorsak, belki nefes alıyorsak, hepsini, her şeyi 30 ağustos zaferine borçluyuz.
akşam ın ilk sayfası için koskoca bir klişe hazırlamıştık: elhamdülillah, izmir e kavuştuk! kapıları açmanın imkanı mı var? gazeteyi pencereden akıtıyorduk. alan, yüzüne gözüne sürüyordu.
...
falih rıfkı atay, çankaya, pozi+if yayınları, 2004 baskı, sf. 339
|