Ana Sayfa  |  Site Haritası  |  Forum  |  Chat
‹ Anasayfaya geri dön  |  Sivaslilar.net  |  Sivastuning.com
Sivasspor


Hoşgeldiniz
Zurück   SivasSpor.com - Yiğidoların Özgür Sesi > Serbest Alan, Sivas Paylaşım, Sivas Forum, Sivaslılar > Sivas'ımız Hakkında Bilinmeyenler, Sivas'ımızı Tanıtalım

Sivas'ımız Hakkında Bilinmeyenler, Sivas'ımızı Tanıtalım Burada güzel kentimiz Sivas hakkında değişik Bilgiler verebilir veya yorumlayabilirsiniz. Sivas'ımızı güzelliklerini anlatalım

Konu Kapatılmıştır
 
Seçenekler Arama Stil

Alt 08.01.2006, 01:54   #51
drummer
Usta Yiğido
 
drummer - Ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik Tarihi: 03.08.2005
Yaş: 64
Mesajlar: 1.608
Thanks: 2
84 Mesajına 167 Kez Teşekkür Edildi.
Tecrübe Puanı: 929 drummer TAM BIR BEYEFENDIdrummer TAM BIR BEYEFENDIdrummer TAM BIR BEYEFENDIdrummer TAM BIR BEYEFENDIdrummer TAM BIR BEYEFENDI
Standart

ANADOLU HALK RAKISLARINDA
DRAM UNSURLARI


Refik Ahmet Sevengil


Anadolu'da asırlardan beri büyük bir kitlenin eğlenme ve coşma heyecanına cevap teşkil eden halk rakıslarını kitabımızın konusu bakımından incelemekte özel bir fayda vardır.

Anadolu halk rakıslarında pek eski zamanlardan beri devam edip gelmiş birçok figürler vardır ki, bunlar bize millî âhenk ve estetik ölçüleri içinde geçmiş zamanların hatıra ve itikatlarını nakletmektedirler. Bunların mühim bir kısmı eski Türk dininin çeşitli tezahürleri olan dinî dramlardan kalma parçalardır; zamanla asli hüviyetlerini kaybederek ve cemiyet içinde eğlence haline gelerek tekrarlana tekrarlana bugüne kadar erişmişlerdir.

Son zamanlarda memleketimizde folklor çalışmaları ilerleyip çoğaldıkça Anadolu'daki halk şiirleri ve halk musikisi ile beraber halk oyunları da dikkati çekmeye başladı; bazı tarama seyahatleri tertip edildi ve dağınık olmakla beraber, İstanbul ve Anadolu dergilerinde birçok da neşriyat yapıldı. Bu neşriyat halk şiirlerine ve halk türkülerine aittir, fakat içlerinde konumuzu ilgilendiren kısımlar da vardır. İstanbul Konservatuarının tertip etmiş olduğu Anadolu seyahatleri hakkında Mahmut Ragıp Gazi Mihal'in bazı neşriyatı (1) ve Milli Eğitim Bakanlığı adına her yaz Anadolu'da gezip çalışan Halil Bedi Yönetken ve Muzaffer Sarısözen'in muhtelif dergi ve gazetelerde çıkmış olan makaleleri, mevzuumuz bakımından ehemmiyetlidir. Bu musikici muharrirler, yarınki Türk san'at tarihçisinin büyük bir dikkat ve ehemmiyetle telâkki edeceği birçok orijinal malzeme toplamışlardır. Gerek bunların, gerek şimdiye kadar çeşitli dergilerde dağınık olarak neşriyat yapmış olan başka folklorcuların yazılarında ve şahsen Anadolu seyahatlerimizde ilgilendiğimiz bu çeşit oyunlarda dram san'atı ile alâkalı gördüğümüz birçok maddeler vardır.

Her şeyden önce bir umumî müşahade olarak şunu kaydetmek icap eder: Anadolu halk rakıslarından bilhassa iki veya daha fazla kimsenin ve bazan oldukça büyük bir kalabalığın birleşerek oynadığı toplu oyunlarda açık bir Ballet-pantomime manzarası görmemek mümkün değildir. Bunlar bazı yerlerde kemençe, bazı yerlerde def veya saz refakatiyle oynanır. Oyuncuların hareketleri ritmik ve bediî olduğu kadar ifadelidir; yâni figürler, jestler, hattâ bazan oyun esnasında çehrenin aldığı mânâ ile ya iç âlemin neş'e, ıztırap, rica, şikâyet ve buhranları söylenilmek istenilmiştir; yahut doğrudan doğruya maddî hayatta geçmiş hadiseler, epik vak'alar raks, musiki ve hareketle tamamiyle dramatik olarak bildirilmeye çalışılmıştır. Bunların çoğunda bediî ve ritmik hareketlerin arkasında tarih konuşur.

Güzel toplu oyunlarımızdan biri olan Erzurum barları davul, zurna ile oynanır. Bu oyundaki hoplayıp zıplamalar, kol ve ayak hareketlerini seyrederken tarihçinin geriye çevrilmiş olan gözü en eski Türk Şamanlarının geçmiş asırlarda musiki ve rakısla birlikte yaptıkları ibadetleri görür gibi olur.

Onüçüncü asır muhaliflerinden Ebülferec, Süryani dilinde yazmış olduğu eserde (2) Selçuk torunlarının büyüğü Tuğrul Beyin evlenmesi münasebetiyle yapılan düğünü anlatır. Rus müşteşriki Barthold, İstanbul Darülfununda verdiği Orta Asya Türk tarihi hakkındaki derslerinde Ebülferec'in bu eserinden ve o düğünden bahsederek o zaman ki Türklerin bir oturup bir kalkarak bir nevi rakıs icra ettiklerini söylemiş, bunun her halde Ruslarda Pliaska ve Prisiadki denilen raksın aynı olduğunu ve Rusların bu raksı Türklerden almış olması lâzım geleceğini ilâve etmişti. Barthold'un dersleri kitap halinde basılmıştır (3).

Bugünkü Erzurum barlarında bu eski Türk raksının aslî karakterini görmemek mümkün değildir. Erzurum barları içinde bir de davulcunun tek başına davulunu çalarak oynadığı güzel ve heybetli bir rakıs vardır. sanatkârın boynunda asılı olan davul, ipin uzunluğu müsaadesi nispetinde havaya kaldırılır; davulcu onun başı üstünde tutarak çalar, ayni zamanda ritm ve musiki ile âhenkli bir surette hoplayıp zıplayarak oynar; bazan davulunu çalmakta devam ederek çömelir, arka üstü yere yatar, fakat musikiye, sanatına, maharetini göstermeye devam eder. Bu, zevk ve heyecan verici bir sahnedir. Erzurum barı oynayan Anadolu Türk'ünün ibda ettiği bu güzel sahne, Altaylarda yaşayan Şamanlarda buna yakın çizgilerle mevcuttur ve en eski Türk ruhânîlerinin san'atkârane ibadet sahnelerinden başka bir şey değildir. Bu arada bar sözünün Altay Şamanlarında davul anlamına kullanıldığını da ilâve edelim.

Bu davul oyunu Anadolu'nun Doğu-güney vilâyetlerinin bir çoğunda da, bar adını taşımamakla beraber, bilinir ve oynanır.

Erzurum barları içinde diyalog şeklinde oynanan hançer barı ile turna barı tamamiyle taklidî ve tesvirî oyunlardır. İki kişinin karşı karşıya geçerek davul ve zurna âhengine uyarak oynadığı bu oyunlardan birincisinde elleri bıçaklı oyuncular eski kahramanların vuruşma sahnelerini temsil ederler; ikincisinde biri erkek biri dişi iki turnanın sevişme sahnesi temsil edilir. Asırlarca Türk halkının tabiat ve aşk şiirlerinde yer almış, uzaklardan haber getirmiş, sevgiliye haber götürmesi kendisinden istenilmiş olan turna, eski Türk totemcilik dininin bakiyesi bir semboldür; Türk boylarının kendilerini bir kuş, bir ağaç, herhangi bir tabiat maddesi neslinden gelmiş saydıkları devirlerin sembolüdür.

Karadeniz kıyılarında Rize ve Of çevrelerinde yakın zamanlara kadar düğünlerde genç kızların ve genç erkeklerin birarada oynadıkları eski bir Türk raksını yerli ve yaşlı kadın öğretmenlerinden biri M.R. Gazimihal'e anlatmıştır. Bu oyunun adı Diyal Oğlu raksıdır. Bu oyunda onbeş yirmi kız bir sıraya, bir o kadar delikanlı da karşı sıraya diziliyorlar; tulumcu nalı, âşıkâne sözler, önce karşılıklı ve tek tek, sonra yine karşılıklı fakat koro halinde tekrarlanarak devam ediyor; el ele tutuşmuş bir halde ileri geri hareketler yapılarak musiki ile birlikte raks ediliyor; arada hoplayıp zıplama fasılları da var. diyalog şeklinde ve evlenmemiş genç kızlarla bekâr erkekler arasında oynanan bu oyunda kızlar ve erkekler, gönüllerinin çektiği kimseleri seçerek onlarla bu musikili konuşma yolundan anlaşıyorlar, bu suretle yeni düğünler hazırlanmış oluyor.

Karadeniz kıyılarının bu eski Diyal Oğlu oyunu bize Yakut Türklerinin İlkbaharda ve yazın umumî bir sevinç içinde güneş altında yaptıkları eski bir din törenini hatırlatmaktadır. Yakutlar bu âyini zürriyet, doğum ilâhesi saydıkları Azyit adına yapıyorlardı. Ak şaman dokuz bâkire genç kızla dokuz evlenmemiş delikanlı seçer, bunları yan yana dizer, kendisi başkalarında olduğu halde küçük davulunu çalarak ve ilâhîler söyleyerek ilerledi; genç kızlar ve genç erkekler birbirlerinin elini tutmuş oldukları halde onu takip ederler, "Ayhal, uruyi, ayhal..." nidaları ile terennüme katılırlar, hep birlikte raks edilir; şaman bu arada göklere doğru çıkmak üzere yolu açmış ve günahsız genç çiftlere oraya gitmek için rehberlik etmiş olurdu. Yakutlar, zürriyet ihâlesinin maiyetinde ve günahsız kızlar ve erkeklerle beraber gelip lohasanın başucuna geçeceğine ve doğumu sağlayacağına inanırlardı (4).
H.B. Yönetken, Giresun civarında Çandır köyünden çıktığı için bu adı taşıyan ve o çevrelerde oynanan bir horondan bahsediyor. Bu tamamiyle dâstanî bir ballet-pantomime'dir. Davul zurna refakatinde horon oynayan gençler ellerinde birer tüfek tutarlar; oyunun devamı esnasında barut dağıtılır; oyuncular hem raksederler, hem ellerindeki tüfekleri doldururlar, tüfeklerin horozlarına kapsül yerleştirirler, oyunun bir yerinde bütün oyuncular ayni zamanda silâhları baş aşağı ederek yere ateş açarlar ve raks devam eder.

Kastomoninin Sepetçioğlu oyununda, Ankara efelerinin kılıçlı rakslarında ve memleketimizin birçok yerlerinde oynanan kılıç-kalkan oyunlarında dâsitânî kahramanlık havası içindeki yüksek tasvir ve ifade kudretini görmemek mümkün değildir. Batı Anadolu zeybeklerinin muhteşem dansları için de ayni şeyi söylemek lâzımdır.

Sivas ve Tokad çevrelerinde bizim de çeşitlerini gördüğümüz Orta Anadolu halayları hakkında H.B. Yönetken ile esasen o havalinin yerlisi olan Muzaffer Sarısözen hayli neşriyatta bulunmuşlardır. 23 Şubat 1941 de Ankara Halkevinde bir folklor şenliği yapılmış, Anadolu'nun başka başka kasaba ve köylerinden getirilmiş yerli san'atkârlar millî sazlar çalarak çeşitli halk oyunları oynamışlardı. Bu arada gösterilmiş bir Sivas halayı vardır ki, oyunları dramatiktir. Geleneğe sadık bazı Sivas köylerinde kalkmış olan bu eski halayda oyuncular önce sıra halinde ve mânalı bir surette yürüyüp ellerini uğuştururlar; sonra ekin ekme, ekin biçme, hamur yoğurma, yufka açma, çamaşır yıkama, yün eğirme, yıkanma, giyinme, süslenme, saç tarama, bıyık bükme taklidleri yaparlar; sonra neşe içinde raks başlar.

Anadolu içinde asırlardan beri gizli kalmış olan bu eski millî tarih hatırasını ilk defa basına getiren Sarısözen olmuştur (5); Ülkü dergisinde yayınladığı bir makalede şu izahı yaptı: İlk figürde oyuncular birbirlerinin arkasına sıralanmıştır, gövde ve başlar biraz öne eğilmiştir, eller - tam değil biraz öne eğilmiştir, eller - tam değil biraz öne doğru - yanlara konulmuştur ki, bu poz halk arasında aczin, tazallümün ifadesidir. İkinci figürde eller göğse çaprazlanarak alınlar gökyüzüne çevrilecek vaziyette geriye yaslanır. Bu ancak ulûhiyyete karşı bir yönelme ve yalvarma ifade eder. Bu âdeta bir tabiat ibadetidir. İşe bu zaviyeden bakılacak olursa oyundaki taklidî hareketlerin mânası değişir. Belki de büyük bir kıtlığın sonunda bolluğa kavuşma sevincinin hatırası oyun figürleri arasında zamanımıza kadar gelmiş bulunmaktadır.
__________________
HER İNSAN öLECEK YAŞTADIR
YÜKSELMEK İÇİN,ALÇALMAK GEREK
drummer isimli Üye şimdilik offline Konumundadır  
Alt 08.01.2006, 01:54   #52
drummer
Usta Yiğido
 
drummer - Ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik Tarihi: 03.08.2005
Yaş: 64
Mesajlar: 1.608
Thanks: 2
84 Mesajına 167 Kez Teşekkür Edildi.
Tecrübe Puanı: 929 drummer TAM BIR BEYEFENDIdrummer TAM BIR BEYEFENDIdrummer TAM BIR BEYEFENDIdrummer TAM BIR BEYEFENDIdrummer TAM BIR BEYEFENDI
Standart

Sarısözen'in sözlerinde kuvvetli bir seziş vardır. ön Asya tarihi ile meşgul olan H.R. Tankut, bir yıl sonra bu halayın mânasını, Ankara Halkevinde tekrar oynanması münasebetiyle, en eski Türk tarihî devirlerine bağlamak suretiyle açıklanmıştır (6). Bu görüşe göre eski Türklerin yaradılıştan sonra tabiatın türlü güçlükleri ve yaşama zorlukları karşısında güneş tanrıya yalvararak ilham istemeleri, göğüslerinin ilham bilgisiyle dolması üzerine medenî hayatın uyanması, pek eski bir dinî törenin bakiyesi olması lâzım gelen bu oyunda sıra figürlerle kuvvetli bir şekilde ifade olunmaktadır. Güneş tanrı, eski Türklere toprağı ekip biçmeği ilham etmiş, o suretle buğdayı yetiştirip ondan ekmek yapmağı, bu suretle karınlarını doyurmayı akıl etmişlerdir; daha sonra temizlenmek, giyinmek, süslenmek ve neşelenmek, birbirlerini takip etmiştir. Görülüyor ki, bu halaydaki figürler, beşeriyetin doğuşundan itibaren medenî hayat hareketleri serisidir.

Bu konuya dair H.R. Tankut'la yaptığı mülakatı Ülkü dergisinde yayınlanmış olan Osman Atillâ, Tankut'un güneş tanrısına hitap eden bir Sumer ilâhisini Woolley'in kitabından seçerek okuduğunu söylüyor. İngiliz bilgini Leonard Woolley'in Sümerlere dair eserindekilerden başka Oksfort Asûriyyat ve mukayeseli Sâmî diller filolojisi tetikçilerinden Stephen Langdon'un Paris'te İngilizce olarak basılmış olan Sumer dili gramerine ve edebî örneklerine ait kitabında da Sümer tanrısı Şamaş'a "Güneş" hitaben yazılmış birçok ilâhiler vardır (7). Bunlar toprak altından çıkarılmış eski sütunlardan alınmak ve İngilizceye tercüme edilmek suretiyle yayınlanmıştır.

Anadolu halk rakıslarından mühim bir kısmının eski dramlardan alma parçalar olduğunu belirten bir noktaya daha işaret edelim. Antalya'da Elmalı ilçesinde Alevî Türkler tarafından geceleyin aşikâr samah oynanırken vaktiyle bu oyunu oynayanların maske kullandıkları oranın ihtiyarları tarafından H.B. Yönetken'e ifade edilmiştir. Vaktiyle bu oyunu oynayan gençler feslerinin etrafına bir yazma sararlar, bu yazmanın arasına beş bir yana, beş öbür yana olmak üzere yanmış mum dikerler, balmumundan yapılmış telli, saçaklı bir maskeyi de telle yazmalarına iliştirirlerdi. Bu suretle kafile halinde sokaklarda dolaşıp defler çalınarak türküler söylenirdi.

Anadolu'daki dramatik halk rakısları arasında yeni zamanlarda vücut bulmuş olanlar da vardır. bunlardan bir tanesi Sivas'ta oynanan Abdurrahman halayıdır. Yönetken diyor ki: Üç kısımdan mürekkep olan bu halayın sonunda oynanan bir hoplatmadan ibarettir. Bu oyunda ikinci kısmın sonuna doğru oyunculardan bir kısmı sırt üstü yere düşer, ayakta kalanlar yere serilenlerin göğüsleri üstüne basarak kahramanca bir tavır alırlar; sonra hoplatmaya geçilir. Bu âdeta küçük, fakat mânalı bir ballet-pantomime'- dir. Oyunda muhakkak bir vak'a, çok ifadeli bir müzik, çok ifadeli jest ve figürlerle tasvir edilmiştir. Abdurrahman'ın eski bir tütün kaçakçısı olduğu söylenir; belki de bu oyunda eski tütün kaçakçıları ile reji kolcuları arasındaki bir çarpışma tasvir edilmiş olacaktır.
__________________
HER İNSAN öLECEK YAŞTADIR
YÜKSELMEK İÇİN,ALÇALMAK GEREK
drummer isimli Üye şimdilik offline Konumundadır  
ALİ EKBER ÇİÇEKLE BRİ SÖYLEŞİ
Alt 08.01.2006, 02:00   #53
drummer
Usta Yiğido
 
drummer - Ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik Tarihi: 03.08.2005
Yaş: 64
Mesajlar: 1.608
Thanks: 2
84 Mesajına 167 Kez Teşekkür Edildi.
Tecrübe Puanı: 929 drummer TAM BIR BEYEFENDIdrummer TAM BIR BEYEFENDIdrummer TAM BIR BEYEFENDIdrummer TAM BIR BEYEFENDIdrummer TAM BIR BEYEFENDI
Standart ALİ EKBER ÇİÇEKLE BRİ SÖYLEŞİ

Sazımı elime aldığımda bütün dünyayla yekvücut olurum


Ersin KALKAN

Ali Ekber Çiçek tam 35 yıldır Türkiye’nin dinlediği bir ses. Hem sesiyle hem sazıyla Türk halk müziğinin yaşayan efsanesi. ‘Haydar Haydar’, ‘Gönül gel seninle muhabbet edelim’, ‘Böyle ikrar ile böyle yol yolunan’, ‘Derdim çoktur hangisine yanayım’ gibi yüzlerce türküyü hayatımıza kazandırdı.

Sevgiden, acıdan, ayrılıktan, zulümden, yoksulluktan, gamdan ve kederden süzülerek çıktı eserleri ortaya. Bugünlerde Anadolu Müzik, 70 yaşının şerefine Ali Ekber Çiçek’in iki albümünü çıkardı. Şirket, tüm eserlerini kapsayan toplam 16 albüm çıkaracak. Genç kuşağın parlayan halk müziği sanatçısı Cengiz Özkan’ın da katkıda bulunduğu ‘Bir Nefes’ adlı albümde bir de Ali Ekber Çiçek belgeseli yer alıyor. Çevresindekilerin deyişiyle ‘Ali Baba’yla oturduk, geçmişten bugüne uzun ince bir yolculuk yaptık.

İlk saz çalışınızı hatırlıyor musunuz?

-Neden hatırlamayayım ki, ben adam değil miyim? İlk sazı elime bir cemde teslim ettiler. Beş yaşındaydım. Dedeler, hemen anladılar; bu eli perdelere tam ulaşamayan çocukta bir şeyler olduğunu. O zamanın ünlü pirlerinden Potik İsmail ve Eyüp Dede bana çok yardımcı oldular, usulleri öğrettiler.

Daha 12 yaşındayken yolunuz gurbete düştü, başınıza ne haller geldi?

-İstanbul’a geldim. Akrabalarım vardı ama önce onları bulamadım. Bir iş hanına sığınıp çalışmaya koyuldum. Mevsimlerden yazdı, bir kerevetin üstünde sabahlıyordum. Her gece Allah’a ‘Bu gece üstüme yorgan örtecek misin?’ diye sorardım. Sonra halamı buldum. Hala kızı Saime Senan, Türk sanat müziğinin meşhur seslerindendi.

Çiftesaraylar Gazinosu’na Saime Hanım mı götürdü sizi?

-Hayır halam götürdü ama önce halkevine gittim. Orada Necati Başaran Korosu’nda saz çalmaya koyuldum. Çiftesaraylar’a daha sonra gittim. Müzeyyen Senar ve Hamiyet Yüceses de orada çalışırdı. Halam bir gün beni Ankara’ya götürdü. Orada Muzaffer Sarısözen’le tanıştık.

Ne dedi Muzaffer Hoca sizi dinleyince?

-’Tamam, işte aradığım bu’ dedi. O zamanlar Yurttan Sesler Korosu her cuma Muzaffer Sarısözen yönetiminde radyoda program yapardı. İlk söylediğim ‘Benden selam söyle o güzel şaha’ isimli bir deyişti.

1949’a kadar TRT’de Alevi deyişlerinin çalınması yasaktı. Deyişleri ilk kez radyoya sokan siz oldunuz. Bu nasıl oldu?

-Evet. Sarısözen uzun zamandır Alevi deyişlerini radyoda çalmak için bir yol arıyormuş. Hatta o dönemde, Hacı Taşan çok ünlüydü. Sarısözen’e demiş ki: ‘Ben de Aleviyim. Bu deyişleri bana niye okutmuyorsun?’ Sarısözen, ‘İşte sorun da burada. Senin Alevi olduğun biliniyor. Bu çocuk da Alevi ama henüz 12 yaşında. Sana söyletsem ‘Alevi-Sunni ayrımı yapıyorsun’ diyecekler. Ama Ali Ekber için onlara ‘Bakın ben 38 yaşındaki Hacı Taşan’a bozlak okutuyorum. Ama bu çocuk köyünde ne duyduysa onu öğrenmiş. Biz de onu çaldırıyoruz’ diyeceğim.’ Bence Sarısözen, halk müziğinin Atatürk’üdür.

Sizin eserlerinizi Türkiye’de her kesimden insan severek dinliyor.

-Çünkü ben insan ayırımı yapmam. Sazımı aldığımda 7 milyar insanla yekvücut olurum. 30 yıl önceydi. Eyüp Camii’nin imamının benimle tanışmak istediğini söylediler. Baktım ki ümran görmüş, cehaleti yenmiş, olmuş bir adam, sevdim onu. Beni evine çağırdı. Karısının, kızlarının başı kapalı. O ulu imam bir rakı koydu sofraya. ‘Bu senin için Ali Baba’ dedi. Ben yedim, içtim, söyledim. Ben rakıyla demlendim, onlar türküyle.

Ali Baba, hiç sansürle karşılaştın mı?

-Ah be can dostum; bu memlekette yaşayıp da o canavarla karşılaşmamak mümkün mü? Sanıyorum 1969 senesi. Süleyman Demirel başbakan. Ben o sıralarda sevilen bir türkü var onu okuyorum: ‘Hüseyin’im yeşil giyer eynine / Hiçbir hile getirmezdi göynüne / Kurdu kuşu lütfeylemiş kendine / Mülke de Süleyman ne güzel uymuş...’ Başbakan yardımcısı radyoyu arayıp ‘Süleyman’la ilgili kısmı çıkarın türküden’ demiş. ‘Demirel ne zaman padişah oldu’ dedim ve türküden bir kelime bile çıkarılırsa çekip gideceğimi söyledim. Çıkarmadılar. Daha sonra öğrendim ki Demirel her sabah benim türkülerimi dinleyerek başlarmış güne. Bana da, her bayramda kart atardı. Bir de 12 Mart döneminde bir türkümden Ali’yi çıkarmak istediler. O türkü de şöyle: ‘Ali’nin sırrına ereyim dersen / Bir mürşid-i kamil bulanlar gelsin / Gönül Kabe olmuş hem beytullahtır / Ol bahr-i ummana dalanlar gelsin...’ Söylesenize Allah aşkına bu türküden Ali’yi çıkarırsanız geriye ne kalır...

Neyzen Tevfik rakının sulusunu severdi, insanın değil

Neyzen, sadece ney üflemez çok güzel bağlama da çalardı. Ama teklifle sazı eline alan bir adam değildi. Atatürk’e bile çalmamış. İnsanın demi gelmezse sazın da demi iyi olmaz derdi. Bir akşam Beşiktaş’ta meyhaneye gittik. Uzak masalardan birinde bir başçavuş, iki polis oturmuş. O kadar gürültülü konuşuyorlardı ki sesi bizim masada bile çınlıyordu. Kalktı yerinden Neyzen Baba, gitti o masaya oturdu. Adamlar ona da rakı koydular. Garsonu çağırıp rakısına su ekletti. Bir süre sonra o masadaki sesler alçaldı. Yanımıza geldi. ‘Siz de rakıyı sulu için. Ben rakının sulusunu severim, insanın değil’ dedi. Aslında Neyzen sulu değil kuru içecekleri tercih ederdi. Herkes bu ayrıcalığını bilirdi. Devlet de yalnız ona serbest bırakmıştı...

BABASINI KÜÇÜK BİR ÇOCUKKEN ERZİNCAN DEPREMİNDE KAYBETTİ

Çevresindekiler ona Ali Baba diyor. 1935’te Erzincan Ulular Köyü’nde doğdu. Babası Ali Bey’i 1939 Erzincan depreminde kaybetti. Sazı katıldığı cemlerde öğrendi. 12 yaşında İstanbul’a gelip amelelik yaptı ama sazı elinden hiç bırakmadı. TRT’de Alevi semahlarını, deyişleri ilk seslendiren sanatçı oldu. Halen TRT repertuvarında 54 arşiv kaseti mevcut.
__________________
HER İNSAN öLECEK YAŞTADIR
YÜKSELMEK İÇİN,ALÇALMAK GEREK
drummer isimli Üye şimdilik offline Konumundadır  
Alt 08.01.2006, 02:03   #54
efe058
Acemi Yiğido
 
efe058 - Ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik Tarihi: 30.08.2005
Yaş: 42
Mesajlar: 129
Thanks: 1
6 Mesajına 15 Kez Teşekkür Edildi.
Tecrübe Puanı: 771 efe058 FORUMLARA KATILIMI BIRAZ DAHA ARTABILIR
Standart

ÇOK UZUN Bİ YAZI AMA GÜZEL EPEYDE ESKİ Bİ ESERDEN HERHALDE......
__________________
SPOR SEVGİ,BARIŞ ve KARDEŞLİKTİR
efe058 isimli Üye şimdilik offline Konumundadır  
Alt 08.01.2006, 02:07   #55
drummer
Usta Yiğido
 
drummer - Ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik Tarihi: 03.08.2005
Yaş: 64
Mesajlar: 1.608
Thanks: 2
84 Mesajına 167 Kez Teşekkür Edildi.
Tecrübe Puanı: 929 drummer TAM BIR BEYEFENDIdrummer TAM BIR BEYEFENDIdrummer TAM BIR BEYEFENDIdrummer TAM BIR BEYEFENDIdrummer TAM BIR BEYEFENDI
Standart

“Havada Bulut Yok” Türküsü Nasıl Derlendi :

Öncelikle şunu söylemeliyim ki bu Türkü yukarıda anlattığım ilmî ölçülere tamamen sadık kalınarak derlenmiştir.

İlki 1944 yılında Muzaffer Sarısözen başkanlığında Bedii Yönetken ve teknisyen Rıza Yetişken’den kurulu bir ekip tarafından Muş’ta yapılan derleme çalışmasında yörede düğünlerde def çalan ve düğünü yöneten Duriye Keskin İsimli bir kadın kaynak kişi olarak dinlenmiş, Türkü bir plâğa kaydedildikten sonra kendisine dinletilmiş ve onayı alındıktan sonra türkünün notası çıkarılmış ve TRT repertuarına 341 numarayla alınmıştır.Alınan metin şudur:

HAVADA BULUT YOK

Havada bulut yok bu ne dumandır
Mehlede ölüm yok bu ne şivandır
Bu yemen elleri ne de yamandır

Ano Yemen’dir gülü çemendir
Giden gelmiyor acep nedendir ?
Burası Muş’tur, yolu yokuştur
Giden gelmiyor acep ne iştir ?

Kışlanın önünde çalınır sazlar
Ayağım yalnayak yüreğim sızlar
Yemene gidene ağlasın kızlar

Ano Yemen’dir gülü çemendir
Giden gelmiyor acep nedendir ?
Burası Muş’tur, yolu yokuştur
Giden gelmiyor acep ne iştir ?

Kışlanın önünde redif sesi var
Açın çantasını bakın nesi var
Bir çift potin ile bir de fesi var

Ano Yemen’dir gülü çemendir
Giden gelmiyor acep nedendir ?
Burası Muş’tur, yolu yokuştur
Giden gelmiyor acep ne iştir ?
__________________
HER İNSAN öLECEK YAŞTADIR
YÜKSELMEK İÇİN,ALÇALMAK GEREK
drummer isimli Üye şimdilik offline Konumundadır  
Alt 08.01.2006, 02:19   #56
efe058
Acemi Yiğido
 
efe058 - Ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik Tarihi: 30.08.2005
Yaş: 42
Mesajlar: 129
Thanks: 1
6 Mesajına 15 Kez Teşekkür Edildi.
Tecrübe Puanı: 771 efe058 FORUMLARA KATILIMI BIRAZ DAHA ARTABILIR
Standart

Alıntı:
drummer Nickli Üyeden Alıntı
“Havada Bulut Yok” Türküsü Nasıl Derlendi :

Öncelikle şunu söylemeliyim ki bu Türkü yukarıda anlattığım ilmî ölçülere tamamen sadık kalınarak derlenmiştir.

İlki 1944 yılında Muzaffer Sarısözen başkanlığında Bedii Yönetken ve teknisyen Rıza Yetişken’den kurulu bir ekip tarafından Muş’ta yapılan derleme çalışmasında yörede düğünlerde def çalan ve düğünü yöneten Duriye Keskin İsimli bir kadın kaynak kişi olarak dinlenmiş, Türkü bir plâğa kaydedildikten sonra kendisine dinletilmiş ve onayı alındıktan sonra türkünün notası çıkarılmış ve TRT repertuarına 341 numarayla alınmıştır.Alınan metin şudur:

HAVADA BULUT YOK

Havada bulut yok bu ne dumandır
Mehlede ölüm yok bu ne şivandır
Bu yemen elleri ne de yamandır

Ano Yemen’dir gülü çemendir
Giden gelmiyor acep nedendir ?
Burası Muş’tur, yolu yokuştur
Giden gelmiyor acep ne iştir ?

Kışlanın önünde çalınır sazlar
Ayağım yalnayak yüreğim sızlar
Yemene gidene ağlasın kızlar

Ano Yemen’dir gülü çemendir
Giden gelmiyor acep nedendir ?
Burası Muş’tur, yolu yokuştur
Giden gelmiyor acep ne iştir ?

Kışlanın önünde redif sesi var
Açın çantasını bakın nesi var
Bir çift potin ile bir de fesi var

Ano Yemen’dir gülü çemendir
Giden gelmiyor acep nedendir ?
Burası Muş’tur, yolu yokuştur
Giden gelmiyor acep ne iştir ?
ÇOK SEVDİĞİM BİR TÜRKÜ EYVALLAH
__________________
SPOR SEVGİ,BARIŞ ve KARDEŞLİKTİR
efe058 isimli Üye şimdilik offline Konumundadır  
Alt 08.01.2006, 02:24   #57
yusuf_07
Tecrübeli Yiğido
 
yusuf_07 - Ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik Tarihi: 03.08.2005
Yaş: 41
Mesajlar: 564
Thanks: 0
22 Mesajına 27 Kez Teşekkür Edildi.
Tecrübe Puanı: 0 yusuf_07 ist zur Zeit noch ein unbeschriebenes Blatt
Standart

SAYGIYLA ANIYORUZ.
__________________
BİLMEZLER BİLSELER SORARLAR SORMAZLAR SORSALAR BİLİRLER
yusuf_07 isimli Üye şimdilik offline Konumundadır  
Alt 08.01.2006, 02:27   #58
yusuf_07
Tecrübeli Yiğido
 
yusuf_07 - Ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik Tarihi: 03.08.2005
Yaş: 41
Mesajlar: 564
Thanks: 0
22 Mesajına 27 Kez Teşekkür Edildi.
Tecrübe Puanı: 0 yusuf_07 ist zur Zeit noch ein unbeschriebenes Blatt
Standart

Alıntı:
drummer Nickli Üyeden Alıntı
“Havada Bulut Yok” Türküsü Nasıl Derlendi :

Öncelikle şunu söylemeliyim ki bu Türkü yukarıda anlattığım ilmî ölçülere tamamen sadık kalınarak derlenmiştir.

İlki 1944 yılında Muzaffer Sarısözen başkanlığında Bedii Yönetken ve teknisyen Rıza Yetişken’den kurulu bir ekip tarafından Muş’ta yapılan derleme çalışmasında yörede düğünlerde def çalan ve düğünü yöneten Duriye Keskin İsimli bir kadın kaynak kişi olarak dinlenmiş, Türkü bir plâğa kaydedildikten sonra kendisine dinletilmiş ve onayı alındıktan sonra türkünün notası çıkarılmış ve TRT repertuarına 341 numarayla alınmıştır.Alınan metin şudur:

HAVADA BULUT YOK

Havada bulut yok bu ne dumandır
Mehlede ölüm yok bu ne şivandır
Bu yemen elleri ne de yamandır

Ano Yemen’dir gülü çemendir
Giden gelmiyor acep nedendir ?
Burası Muş’tur, yolu yokuştur
Giden gelmiyor acep ne iştir ?

Kışlanın önünde çalınır sazlar
Ayağım yalnayak yüreğim sızlar
Yemene gidene ağlasın kızlar

Ano Yemen’dir gülü çemendir
Giden gelmiyor acep nedendir ?
Burası Muş’tur, yolu yokuştur
Giden gelmiyor acep ne iştir ?

Kışlanın önünde redif sesi var
Açın çantasını bakın nesi var
Bir çift potin ile bir de fesi var

Ano Yemen’dir gülü çemendir
Giden gelmiyor acep nedendir ?
Burası Muş’tur, yolu yokuştur
Giden gelmiyor acep ne iştir ?
YA BURASI HUŞ TUR DİİLMİYDİ BU TÜRKÜNÜN ASLI????
__________________
BİLMEZLER BİLSELER SORARLAR SORMAZLAR SORSALAR BİLİRLER
yusuf_07 isimli Üye şimdilik offline Konumundadır  
Alt 08.01.2006, 02:37   #59
drummer
Usta Yiğido
 
drummer - Ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik Tarihi: 03.08.2005
Yaş: 64
Mesajlar: 1.608
Thanks: 2
84 Mesajına 167 Kez Teşekkür Edildi.
Tecrübe Puanı: 929 drummer TAM BIR BEYEFENDIdrummer TAM BIR BEYEFENDIdrummer TAM BIR BEYEFENDIdrummer TAM BIR BEYEFENDIdrummer TAM BIR BEYEFENDI
Standart

o tartışma halen devam ediyor.
muş mu yoksa huş mu.
bu türkü yemen türküsüdür muşla ne alakası var deniyor.
orda burası muştur,yolu yokuştur dizesinden yola çıkarak,muşun bir ova olduğunu yokuş olmadığını,yokuşun yemen kenti huş ta olduğunu söylüyorlar.
ama hala karar veremediler.
bu türküde sözü geçen yer muş mu yoksa huş mu.
umarım önümüzdeki 100 yılda karar verir bilirkişiler

bu arada ben türküyü sadece muzaffer sarısözen çalışması olduğu için koydum.türkü yazmak için koymadım buraya bunu.
__________________
HER İNSAN öLECEK YAŞTADIR
YÜKSELMEK İÇİN,ALÇALMAK GEREK
drummer isimli Üye şimdilik offline Konumundadır  
Alt 08.01.2006, 09:15   #60
Etem-Murat
Usta Yiğido
 
Etem-Murat - Ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik Tarihi: 04.11.2005
Yaş: 64
Mesajlar: 2.159
Thanks: 0
25 Mesajına 32 Kez Teşekkür Edildi.
Tecrübe Puanı: 982 Etem-Murat ist ein wunderbarer AnblickEtem-Murat ist ein wunderbarer AnblickEtem-Murat ist ein wunderbarer AnblickEtem-Murat ist ein wunderbarer AnblickEtem-Murat ist ein wunderbarer AnblickEtem-Murat ist ein wunderbarer AnblickEtem-Murat ist ein wunderbarer Anblick
Standart

allah rahmet etsin toprağı bol olsun
Etem-Murat isimli Üye şimdilik offline Konumundadır  
Konu Kapatılmıştır


Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB Code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Hizli Erisim


Powered by: vBulletin. Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.

Copyright © 2005
Bize Yazin  |   Sivasspor.com  |   Arşiv  |   Kullanım sözleşmesi  |   Yukarı Git