Cevap: 2008-2009 sezonu Basketbol haberleri
"Tatmin olmak ya da olmamak"
Öyle bir sezon yaşıyoruz ki spor yazarlarından basın mensuplarına, salondaki ve internet başındaki taraftarlardan takım yöneticilerine kadar çoğunluk tatminsizlik rüzgarına kapılmış durumda. Maçları izlerken notlar alıyorum ve karaladığım kağıtlara bakarken negatif kısımlara yönelmeye başladığımı görünce benim de bazen bu rüzgara kapıldığımı hissediyorum. İçimden geçen sesler ve yaşadığım tatmin ikilemi sanırım bugün yaşanan paranoyanın iyi bir göstergesı.
Geçen gün Lakers-Knicks maçını izliyorum. Staples seyircisi Lakers soyunma odasına 15 sayı geride girdi diye takımı yuhaladı. İnanılacak gibi değil. Bu takım sezona 20-3 gibi bir dereceyle girmiş. Lakers bu maçı kazanırsa Phil Jackson'la en iyi başlangıcını yapmış olacak. Düşünün, 3 sezon üst üste şampiyon olunduğu veya Pistons'a yenilerek şampiyonluğun kaybedildiği sezonun başlangıcından bile daha iyi bir derece bu. Kağıt üzerinde baktığımızda bu takımın her şeye rağmen ayakta alkışlanması gerekir. Ama işin aslı tabii ki öyle değil.
Doğu yakasında Cavaliers ve Celtics tarihlerinin en iyi başlangıçlarına imza atmış olmasalar ve rakiplerini farklı mağlup etmeseler, bugün ben dahil kimse Lakers'in son 2-3 haftadır rakiplerini yenerken ezemediğinden, son çeyreklerdeki performans düşüklüklerinden, lise takımlarında bile yapılmayacak top kayıpları yaptıklarından zerre kadar bahsetmezdi. Hangi kanalı açsam, hangi gazeteyi veya siteyi okusam, hatta kimi zaman aynaya baksam Lakers'la ilgili iki cümlenin birinde "Ama" var. Açıkçası bu takım kalan maçlarının tamamını kazanıp 79 galibiyete ulaşsa bile bu "Ama"ların biteceğini hiç sanmıyorum. Eleştiriler tabii ki olacak. Rakamlara bakılacak. Sasha ve Farmar'ın geçen seneki performanslarında olmadıklarının üzerine basılacak. Lamar'ın ciddiyetsizliğine, Bynum'un patlama yapmamasına, Phil Jackson'un enteresan kadro seçimlerine, Kobe'nin şutlarının girmemesine, takımın ilk aydan sonra sanki son 3 senenin şampiyonuymuş gibi havalarda oynadığına, Celtics serisinden ders almadığına değinilecek elbette. İşin sonunda Lakers'ın olayının psikolojik olduğuna vardırılacak, ama 21-3'ün de altının kalın çizgilerle çizilmesi lazım. Yok maçların çoğunu evlerinde oynamışlar, rakipler zayıfmış. Peki o rekorları kıran takımların rakipleri Transformers ordusu muydu? 1 ay boyunca "Showtime" oynadı adamlar ve kötü oynamalarına rağmen mağlup olmuyorlar. Amerika'daki bazı yorumcuların Lakers'la ilgili kullandığı cümlelerde takım isminin yerine Thunder'ı koysanız sırıtmaz. Geçmiş 3-4 sezonu çabuk unutuyoruz.
Doğu'ya gidelim. Cavaliers rakiplerini ezerek yeniyor ama ortalıkta hala Lebron'un Knicks'e gideceği günün hesapları yapılıyor. Sanki adam gün sayıyormuş gibi. Celtics keza geçen seneden daha bile iyi durumda. Yorumlara kulak kabartıyorum, sanki kimse Bulls'un 72-10'unun geçilmesini istemiyormuş gibi. 2 mağlubiyet arka arkaya alsalar ne şampiyonlukları kalır ne de kazanmaya olan açlıkları.
Ekran başından ve yukarıdaki üçlüden salonlara ve gariban takımlara iniyorum. Geçen gün Grizzlies-Bulls maçına gittim. Geçen sene Memphis Tigers'ı NCAA finaline çıkaran, kentin medarı iftiharı Derrick Rose'un, ayrıldıktan sonra buraya ilk ziyareti. Salonun yüzde 80'i bu yüzden dolu. Yüzde 25'lere oynayan Grizzlies için inanılmaz bir kalabalık. Celtics'in Lakers'ın maçlarını izleye izleye kalite çıtam yükseldiği için maçı salonda izlemek bile kesmez hale gelmiş. Yine de notlar alıyorum. Seyirci Rose'un sessiz bir oyun çıkarmasına içerler halde. O kadar gelmişlermiş de Rose neden 25-30 sayı atmıyormuş. Yahu adam senin tuttuğun takıma karşı oynuyor, takımının savunması Rose'u zorluyor, niye Grizzlies'i alkışlamazsın. Ayrıca adam daha çaylak olmasına rağmen sezon başından beri üst düzey performans göstermiş, ama belli ki o salonda azıcık heyecanlı. Ama yok, herkes ve her şey mükemmel olmak zorunda çünkü. Gelelim Bulls hocası Del Negro'ya. O da bu tatminsizlik rüzgarından payını almış belli ki. İlk çeyrekte Ben Gordon 18 sayı attı ve Bulls 12-14 sayı öndeyken 2. faulunu biraz sertçe yaptı. Gordon'u oyundan aldıktan sonra 4. çeyreğe kadar oyuna sokmadı ve Grizzlies maçı aldı götürdü. Son 6 dakika oyuna soktuysa da nafile. Patronların hocaları değiştirmeleri doğal olsa da her zamanki tatminsizliğin göstergesı. Tepedeki 3 takım böyle oynadığı sürece 6 değil 16 hoca da değişir.
Peki günün sonunda önemli olan nedir? Her zaman daha iyiye daha güzele daha mükemmele ulaşmak insanoğlunun vazgeçilmez amacı. Sıralamalara bakıyorum. Gözüme 24-2, 21-4 ve 21-3 takılıyor. Böyle bir tabloyu en son ne zaman yaşadık veya yaşadık mı hatırlamıyorum. Doğu'da rekabet almış başını gitmiş, Batı'ya fena halde kafa tutuyorlar, 7 takım yüzde 50 ve üzerinde, tepedeki 3 takım hariç diğerlerinin dereceleri birbirlerine oldukça yakın. Batı deseniz 7 takım yüzde 60 üzerinde seyrediyor. İkinciyle dokuzuncu arasında 3 maç fark var ve daha sezonun iki ayı dolmadı bile.
"Ama"yla başlayan cümleleri kurmak öğretici olsa da önemli olan mükemmelliğe giden yolculuğun zevkini tatmak. Şubattan sonra temcit pilavı gibi "Kobe mi, Lebron mu, Jordan mı daha uzağa tükürürdü" muhabbetini yapıp ihtiraslarımızın gözlerimizi kör etmesine izin vermek yerine, Kobe ve Lebron'un performanslarına şahit olma şansımızı sonuna kadar kullanıp mükemmelliği bulma yolculuklarını izlemeye devam edelim.
Dediğim gibi sezon uzun ve daha ikinci ayı bitmedi bile. Tatminsizlik rüzgarını aşıp, hepimizi bu inanılmaz sezonun getirdiği güzelliklerin bir dakikalığına da olsa farkına varmaya davet ediyorum.
Sevgiyle kalın...
Hatırlatmalar
- Aralık'ın 25'ini 26'sına bağlayan gece Türkiye saati ile gece 12:00'yi şimdiden not edin. Lakers ve Celtics bu sezon ilk kez kozlarını paylaşacaklar.
- Hidayet ve Mehmet'e her gün oy atmayı unutmayın. Mehmet Batı pivotları arasında şu an için en çok oy olan 3. isim ve Shaq'ı geçme şansı var. Hidayet'se Doğu forvetleri arasında 9. sırada. En azından 7. sıraya çıkarsa Jianlian Yı ve Shawn Marion'un altında yer alması sorun olmaz. Oylamanın tamamlanmasına aşağı yukarı bir ay kaldı.
|